“Dillerinizin ve renklerinizin ayrı ayrı olmasında sizler için ibretler vardır.” Allah kavimleri dilleri üzerinden yaratır.
Yunus Emre de biz Türklere Allah’ın hediyesi. Türkçe sesini Yunus’la bulmuş. 11.yüzyıldan beri, bir adım daha atarsak; Yunus’tan beri buradayız.
Bin yıldır bu topraklardayız ve dünyayı anlamaya çalışan insanlar olarak inşallah hep burada yaşayacağız.
1038 yılında kurulan Selçuklular, 1071'de Malazgirt Savaşında, o günün süper devleti Bizans'ı yenerek dünya ligine yükseldi. Süleyman Şah 1076’da İznik’te devlet kurdu.
Bu toprakların gerçek bir vatana dönüştürülmesi imanın kalbe ve toprağın derinliklerine akmasıdır. Kalbe inmektir. Bu sebeple Anadolu herhangi bir yer değildir. Biz burada bir medeniyet kurduk. Anadolu’yu Malazgirt’ten çok daha önce baştan sona alt üst eden Peygamberimizin sancaktarı Ebu Eyyub El-Ensari'nin İstanbul önlerinde toprakla haşrolmasının elbet bir anlamı vardı.
1071’de Anadolu'nun tapusunu Doğu Roma'dan gazâ ile alan Sultan Alparslan’ın Hz. Peygamberin İstanbul’a gönderdiği mektubun izini sürdüğü açık değil mi? Büyük Selçuklulardan sonra 1076’da Anadolu’da kurulan devletimize ve bu topraklara Haçlıların “Türkiye” demesinin bir anlamı yok mu?
İslâm’ın, İslâm dünyasının çekim merkezi, ağırlık merkezi tam bin yıldır bu topraklar. Çünkü on birinci yüzyıldan itibaren İslâm medeniyetinin her türlü ağırlığını Türk milleti taşımıştır. Sadece siyasi açıdan değil medeniyetin diğer alanlarında da bu böyle olmuştur. Bu gün geriye dönüp baktığımızda İslâm dünyasının merkezinde Türkiye'nin olduğunu görürüz.
Aman Türkçe’ye dikkat edelim. Bir yazar arkadaş; “Türk Dil Kurumu (TDK)’da üretilmiş kelimelerin kullanılabileceğini düşünüyor, kullanıyordum da. Fakat zaman geçtikçe dildeki tasfiyenin totaliter yönelimli sosyo-kültürel mühendisliğin bir parçası olarak İslam’ın alem tasavvurunu, Müslümanca düşünme yetisinin tasfiyesi üzerine kurgulandığını anladım; diğeri eğer olguların ve olayların gerisinde yatan felsefi, kelami arka planı anlama kaygınız varsa, bu Türkçe ile düşünme yetimiz sürekli gerileyeceğinden hiçbir şeyi doğru anlamamız mümkün olmazdı, bugün olmuyor da.
Hayat yerine yaşam, eser yerine yapıt, cevap yerine yanıt, imkan yerine olanak, sebep yerine neden, ihtimal yerine olasılık vs. kelimeleri kullanmak zihni intihardır. Geçenlerde vefat eden Mehmet D. Doğan -Allah rahmet eylesin- bunun mücadelesini verdi. Ama müteahhitler, bezirganlar ve dalkavukların ördüğü duvarı aşıp sesini yetkili kademelere duyuramadı.”
Yunus’un fikir dünyası “tevhid” esasına dayanır ve eşyaya da “vahdet” gözlüğü ile bakar.
Onun Allah düşüncesi “Esmaül Hüsna” merkezlidir. Ona göre insan ancak ibadet ederek manevi merhaleleri tamamlar. En doğru yol “tevhid” yoludur.
Aşkların esas gayesi “zat tevhidi”ni yaşamaktır.
Yunus orta yolu takip eden şeriat ehli, arif bir insandır. “İlmü ledündür üstadım” dizesiyle bildiklerinin “Vehbi” olduğunu ifade etmektedir. Yani Yunus’un bilgi anlayışı “sezgi” üzerinedir.
Ona göre Müslüman; “nefsini Müslüman eden” insandır. Ahlaki öğeler de aşk ile olgunluğa erişir.
Cennet ve cehennem, insanın tekamülünde denge unsuru olan iki “insanüstü” olan alemdir.
Yunus’un en çok konu edindiği şeylerden biri namazdır.
Dizeleri daha çok “ayet ve hadis” kaynaklıdır.
“Allah’tan gelen varlıklar yine Allah'a dönecektir”. Kişi eğer bunu fark edememişse uykudadır.
Onun vahdet-i vücud görüşü, İbni Arabi’deki gibi fazla kompleks olmadığı gibi Mevlana’daki gibi uzun anlatımlara da ihtiyaç duymaz. O, farlı bir anlayışın değil, farklı bir söyleyişin, farklı bir üslubun sahibidir.
Yunus Emre ile Karacaoğlan, Mevlana ile Yunus Emre veya Karacaoğlan ile Baki arasında felsefe, dünya görüşü açısından derin bir paradigma farkı yok, anlatım farkı vardır. Mevlana’nın söylediklerini Yunus çok daha basit ve yalın bir dille söylemiştir. Yunus Mevlana gibi düşünmüş, fakat Yunusça ifade etmiştir. Keza Karacaoğlan’ın söylediği de mahiyetçe veya keyfiyet itibariyle Baki’den, Fuzuli’den farklı değildir.
Yunus’un fikir dünyası belli bir estetiğe bağlı olarak “ilahi ahenk” prensiplerinden ödün vermez. Mesela “Hayrı güzel yüzlerde arayınız” düsturuna bağlı olarak şeyhi Taptuk Emre’ye bakar.
Yunus, Türkçeyi hem de bin yıl önce en güzel bir şekilde kullanan bir mutasavvıftır. Türkçedeki estetiği ve edebiliği Yunus’ta çok beliğ bir şekilde görebiliyoruz. Kaldı ki; sufi şairlerin eserlerinde bir sanat endişesi yok olmasına rağmen Yunus bu estetiği ve edebiliği Türkçedeki musikiyi yakalamış mutasavvıflardandır. İlahilerinin bestelenmesi de buna şahitlik eder.
TUNCER SÖNMEZ
DEVLET
AHMET VURAL
İNSANI SEVMEK
VAHİT DABAK
CUMHURİYET TARİHİNİN EFSANE SİYASET ADAMI TÜRK OCAĞI BAŞKANI
Av. İrfan SÖNMEZ
Yargıda yandaşlık
DR. İMBAT MUĞLU
Avrupa'nın Savunma Rüyası Çöküyor
EMRAL CÖMERT
MÜSLÜMAN YEİS’E DÜŞMEZ
MUSTAFA DOĞAN
DOSTLUK KAZANDI
YAVUZ GEZER
Su Bulunacak
Av. Mehmet AYTAÇ
TUTUKLAMA: CEZA DEĞİL, İSTİSNA
MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ
MİNİK BİR YÜREKTEN BABAYA MEKTUP