Türkiye'de düşünce serüveni açısından ilk dönem; 1920-1925 yılları Osmanlı'dan tevarüs eden İslamcılık, Türkçülük, Batıcılık ile Sosyalizm'den oluşan klasik devredir.
İkinci dönem, 1925-1930 yılları arasında Takrir-i Sükun'la düşünce akımlarının sesinin kesildiği ve Türkçülüğün birleştirme devresine alındığı topluma şekil verme devresidir.
Üçüncü dönem ise l930 sonrası Batılılaşma ve modern düşüncelerin oluşturulmaya çalışıldığı resmi devlet veya o günkü şekliyle devlet demek olan iktidar partisine ait fikir akımının belirleyici olduğu devredir.
1925-1930 yılları arasında Takrir-i Sükûn, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir kırılma noktası olmuştur. Muhalif basın susturulmuş, hükümet tek güç olarak tüm kudretiyle iş görebilecek hale gelmiştir. Bu dönem içerisinde kanunun yürürlükte olduğu dört yılda, kılık-kıyafetten alfabeye, hilafetten cumhuriyete kadar sosyal hayatı yeniden tanzim eden köklü reformlar yapılmıştır.
1930 yılı, Türkiye için hem ekonomik hem de sosyal alanda yeni döneme geçiş yılı olmuştur. İzmir İktisat Kongresi’nden beri devam eden hür teşebbüs hürriyeti öncelikli (özel sektör öncülüğü) iktisat politikası, 1929 buhranının oluşturduğu ekonomik hava ile yerini, özel sektöre geçiş kulvarlarını açık bırakarak devlet müdahaleciliği öncelikli kalkınma moduna geçmiştir. İktisadi Devlet Teşekkülleri olan Sümerbank ve Etibank örnekleri, hem devletçiliğin tatbikatını hem de günü gelince bu kurumların özelleştirilmesi düşüncesi konuyu açıklaması bakımından önemlidir.
1930'lu yıllarda Türk Ocakları kapatılmış, yerine Halkevleri açılmış, Halkevleri, Köy Enstitüleri ve İstanbul Üniversitesi cumhuriyet'in yeni vatandaş tipini biçimlendirmeye yoğunlaşmıştır. Ulus-devlet inşası için yeni düşüncenin alt yapısını oluşturmak üzere Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumu kurulmuştur.
“Milliyetçilik hareketinin önde gelen fikir insanlarından Erol Güngör, ülkedeki sağ ve sol terimlerinin gelişmiş ülkelerdeki gibi organize anlam kazanmadığını söylüyor. Solun sancılı denemesi olması, sağın da başka konularda birtakım endişeler yaratması Türk devletine şimdilik yeni seçenekleri düşündürmektedir. Türk milliyetçiliği henüz tüm unsurlarıyla işlenip geliştirilebilmiş değildir. Atatürkçülükten amaç, ideolojik aşırılıklara engel olmak ve çoğulcu demokrasinin ayakta kalmasını sağlamaktır. Atatürkçülük siyasi bir tedbirden ibarettir. Kemalizm ise bir partinin siyasi programıdır ve Atatürkçülükten farklıdır” (Güngör 1995).
1960’lı ve 70’li yıllarda birbirini “hain” olarak gören sağ ve sol gruplar, l2 Eylül l980 darbesinden sonra, kimsenin hain olmadığını anladı. Bölücü terörün birlik ve bütünlüğü tehdit eder hale gelmesiyle, ülke menfaati noktasında büyük ölçüde uzlaşma sağladılar. Özellikle ulusalcı solun ülke menfaatleri konusundaki hassasiyetleri ve söylemleriyle milliyetçilerin hassasiyetleri arasında neredeyse hiç fark kalmadı.
Batıcılar hem düşünce hem de yaşama biçimlerinde istisnasız ve fütursuz olarak tamamen Batıcılardır ve Batılı gibi yaşarlar. Türkçüler, Batı orijinli düşüncelere mesafeli olmakla birlikte, hayatı yaşama biçimlerinde Batılıdırlar. İslamcılar, Müslüman kalarak Batılı olmaktadırlar. Netice olarak üç fikir akımı da yaşama biçimi olarak Batılılaşmışlardır.
Bizde fikir hareketleri Batıdaki gibi felsefî geleneğin bir halkası ve felsefî bir arka plana sahip olarak değil, bunalım çağında kurtuluş arayışlarının sonucu, önerilen kurtuluş yolları olarak ortaya çıkmıştır ve hiçbirinin, kendi düşünce dünyamızda kökleşmiş düşünsel temelleri yoktur.
Önemli bir kaide olarak şunu söylemek mümkündür; devlet önemli bir dönüştürücüdür. Devletle ilişkilenen her kişi ve grup devletin kuralına göre şekillenmek durumundadır. “Taç giyen baş uslanır” repliği tam da bunun için söylenmiştir diyebiliriz.
TUNCER SÖNMEZ
DEVLET
AHMET VURAL
İNSANI SEVMEK
VAHİT DABAK
CUMHURİYET TARİHİNİN EFSANE SİYASET ADAMI TÜRK OCAĞI BAŞKANI
Av. İrfan SÖNMEZ
Yargıda yandaşlık
DR. İMBAT MUĞLU
Avrupa'nın Savunma Rüyası Çöküyor
EMRAL CÖMERT
MÜSLÜMAN YEİS’E DÜŞMEZ
MUSTAFA DOĞAN
DOSTLUK KAZANDI
YAVUZ GEZER
Su Bulunacak
Av. Mehmet AYTAÇ
TUTUKLAMA: CEZA DEĞİL, İSTİSNA
MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ
MİNİK BİR YÜREKTEN BABAYA MEKTUP