“Neler gördük, neler yaşadık bu hayatta…”
Zaman geçince anlıyoruz ki… Ne yeteri kadar ders almışız, ne de görüp de geçirilmiş bazı yaşadıklarımız bizde iz bırakmış.
“Bizim zamanımızda…” diye söze başlayan ne çok insan var.
Belki de bizim bu vurdumduymazlık halimizin nedeni hafızamızı kaybetmiş olmamızla yakından ilgilidir. Hafızalarımız sıfırlanınca, söylenen ve empoze edilen şeyleri ezberledik. Hiç bilim geleneğimiz yokmuşçasına, hiç düşünce adamımız yokmuşçasına yalnız Batılı bilim insanlarını ezberledik.
Boş zihinleri doldurmak için önceleri iki resmi kuruluştan (Halkevleri ve Köy Enstitüleri) etkilendi insanlar, sonra basın ve yayın ile özellikle sinemadan.
Önceleri yerli oluşumlardan etkilenirken, son 30-40 yıldan beri de bilimin son geliştirdiği enstrümanlardan etkileniyoruz.
Değişime bakar mısınız?
1960'lı yıllarda sinemalarda seyrettiğimiz filmler, önce TV’ye, sonra videoya, sonra CD’lere, ardından flash disklere ve şimdi de “cebe” girdi. 1990 sonrasındaki değişim baş döndürücü bir hıza sahip.
Yine 1960'lı yıllarda “Daha deniz görmemiş…” diye başlayan şiiri ne çok tutmuştu o dönemin çocukları. Bırakın deniz görmeyi, bulunduğu şehirden başka bir dünyayı görenler parmak kaldırsın.
Artık 5 kuruş, 10 kuruş, 50 kuruş ve 100 kuruşun (bir liranın) gayri resmi olarak tedavülden kalktığını görebiliyoruz. Halbuki 100 paraya (2,5 kuruşa-bir kuruş kırk paradır) bir kupa leblebi geliyordu 1950 ve 60'larda. 50’li ve 60’lı yıllarda “banknot sayan” insanların sayısı çok azdı. Çünkü hayat kuruşlarla dönebiliyordu. “Varlığı bir dert, yokluğu yara…”
Tabi, emisyondaki paranın azlığından dolayı hayaller de küçüktü. Para az olunca “beş kuruş için 40 takla” planlayan vicdansız, pervasız bazı özel girişimcilerin yerini şimdilerde hem ülke içinde hem de evrensel düzeyde insanlara uyumadan rüya gördüren “kara” tipler zuhur etti.
Sistemde boşluk bırakmamak gerekir. İnsan fıtratı iyilikleri de, kötülülükleri de artırıp-azaltmaya müsaittir. Bizim neslin matematik hesapları abaküs ve fasulyeler ile büyük bir deste çöple yapılabiliyordu, iyi bir şey midir orası biraz su götürür. Şimdi artık paralar yalnız bankalarda değil, esnaflarda bile para sayma makineleri ile yapılıyor. Kara para kavramı da ülkemizde 1990’lı yıllarda arzı endam etti.
Eşim diyor ki, iki-üç yıl önce sokağımızda simit satıcıları vardı, hatta dört simit alıp, beş simit parası veriyorduk satıcıyı teşvik için. Şimdi simitçiler yok. Çünkü yakın geçmişte bile kuruşlar bir işe yarıyordu. Şimdi madeni paralar değil, belki beş ve on liralık banknotlar da kalkacak.
Çok şey değişti bu ülkede ama seçimlere gösterilen ilgi artarak devam etti, pek değişmedi. Aslında seçimlere gösterilen bu yüksek ilgi, ülkede kutuplaşmanın artarak devam ettiğini, diğer bir ifade ile işlerin hala sıkıntılı olduğunu gösteriyor. 2024 yılı Mayıs ve Haziran aylarındaki gelişmeler, istenirse çok kısa sürede ülkeye normalleşmenin gelmesinin çok kolay olduğunu gösteriyor.
Dünya Sağlık Örgütü’nün yaş dilimleri, genç-yaşlı tanımları değişmiş. ABD’de yayımlanan bir araştırma insanın en verimli döneminin sırasıyla; önce 60-70 yaşları, sonra 70-80 yaşları ve üçüncü sırada da 50-60 yaşları olarak tespit edilmiş. İkinci baharın ayrı bir güzelliği var galiba. İkinci baharlar, bizim kuşakta 40’lı yaşlarda başlarken, şimdi 70’li yaşlarda hala gelecek hesapları yapılıyor.
Bizim kuşakta 40 yaşındakilere amca, 50-60 yaşındakileri ihtiyar, ötesine “Yaşı yetmiş, işi bitmiş” deniyordu ama şimdi öyle değil. Tabi yaş ortalamalarının da değiştiğine dikkat etmek gerekir. Önceleri yaş ortalaması 65 iken. Şimdi bu rakam 79 olarak ifade ediliyor.
1960’larda Berkant bir şarkıda, “Sen ne dersen de, dünya dönüyor” diyordu.
TUNCER SÖNMEZ
TECRÜBELİ BİR UYARI
AHMET VURAL
İNSANI SEVMEK
VAHİT DABAK
CUMHURİYET TARİHİNİN EFSANE SİYASET ADAMI TÜRK OCAĞI BAŞKANI
Av. İrfan SÖNMEZ
Yargıda yandaşlık
DR. İMBAT MUĞLU
Avrupa'nın Savunma Rüyası Çöküyor
EMRAL CÖMERT
MÜSLÜMAN YEİS’E DÜŞMEZ
MUSTAFA DOĞAN
DOSTLUK KAZANDI
YAVUZ GEZER
Su Bulunacak
Av. Mehmet AYTAÇ
TUTUKLAMA: CEZA DEĞİL, İSTİSNA
MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ
MİNİK BİR YÜREKTEN BABAYA MEKTUP