BRICS; Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika ülkeleri tarafından temelleri atılan bir oluşum. Şimdilerde üye sayısı yirmiyi aştı. Ancak bu haliyle onu Batı’ya bir alternatif olarak düşünmek biraz erken gibime geliyor.
Son yıllarda Türkiye, küresel diplomasi alanında önemli adımlar attı. Ukrayna ile Rusya arasında yaptığı aracılık gibi. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır ile ilişkilerini yeniden şekillendirdi.
Son olarak Türkiye, BRICS ittifakına stratejik olarak katılmak üzere müracaatta bulundu. Aslında bu hamle, Türkiye'nin etki alanını artırmayı hedefliyor diyebiliriz.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "(BRICS üyeliği) Avrupa Birliği ile bizim ekonomik entegrasyonumuz üyelikle taçlansaydı, belki biz birçok konuda bu türden bir arayış içerisinde olmayacaktık" diye konuştu.
Hemen belirtelim ki bu hamle Batı’nın tutumuyla yakından ilgili. Ömer Çelik de; Batı bizim AB’ye katılma talebimize olumlu yaklaşmış olsaydı belki de bu hamleye ihtiyaç olmayabilirdi diyor.
Batı’nın Türkiye’ye yönelik politikaları, genellikle olumsuz oldu. Türkiye'nin AB üyelik talepleri sık sık reddedildi. Türkiye’nin güvenlik endişelerini Batı, yeterince dikkate almadı. Batı’nın insan hakları konusundaki vurgusu, diğer önemli ilişki boyutlarını gölgede bırakabiliyor.
“Türkiye bugüne dek 1963 Ankara Anlaşması ile başlattığı Avrupa Birliği (AB) süreci ve Batı ile ekonomik ve siyasal anlamda bütünleşme taahhüdünde herhangi bir zafiyet göstermedi. En son 2004'te başlatılan müzakere süreci tutarsız gerekçelerle AB tarafından tek taraflı olarak yavaşlatıldı. Günümüzde AB tarafından hala Türkiye’nin aday üyeliğinden kaynaklanan vize sorununa ve Gümrük Birliği anlaşmasının yenilenmesine net ve objektif yaklaşım sağlanamadı. Ayrıca, Türkiye’nin önemli askeri güç kapasitesiyle NATO'nun önemli bir üyesi olduğu ve doğudaki en uç ülke konumunda olmasını da hatırda tutmak gerekir. Türkiye her zaman gerek AB üyeliği süreciyle ilgili gerekse NATO üyeliğinden kaynaklanan yükümlülükleri noktasında kendi sorumluluklarının farkındadır.”
BRICS, henüz Batı ittifakına karşı bir oluşum olmadığından, bu durum Türkiye’nin NATO üyeliği konusunda bir kopma olarak değerlendirilmemektedir. Kaldı ki Türkiye'nin ekonomik partner anlamında en fazla ticaret yaptığı ülkeler OECD ülkeleridir.
BRICS üyeliği, gelişmekte olan devletlere büyük bir ticaret fırsatı veriyor. Rusya, Hindistan ve Çin hem yıllık dünya ticaretinin dörtte üçüne yakın bir paya sahip, hem de BRICS üyeliği, üyelere dolar dışı para birimleriyle ticaret yapma imkânı sunuyor.
Türkiye'nin genişleyen diplomatik çabaları, çok kutuplu konumunu güçlendiriyor. Türkiye, küresel değişimlere rağmen Doğu-Batı dengelerini sürdürüyor.
Dünya ekonomisi ve dünya ticareti 2023'ten bu yana giderek daralıyor ve sürecin bir müddet daha bu şekilde devam edeceği tahmin ediliyor. Dünya ticaretinin giderek daralması, iklim değişikliği gibi sorunlar ülkeleri yeni birliktelik ve dayanışma oluşumları içerisinde yer almaya zorluyor. BRICS’in giderek büyümesini de, Türkiye'nin üyelik başvurusunu da bu temel olguyla ifade etmek mümkündür.
Türkiye, mümkün olan en fazla ticaret bağını kurmak ve fırsatları tek taraflı olarak Batı uyumunun kısıtlamalarına bağlı kalmadan değerlendirmek istiyor. Ancak Türkiye, iyi ilişkilerinin Batı’yla sınırlı olmadığını da açıkça görünmesini istiyor.
Bu girişimin neden olacağı riskler elbette vardır ve risksiz gelişmenin olmayacağını da görmek gerekir. Her şeyden önce Rusya ve Çin’in liderliğinde olan BRICS, Batı’da bazı endişelere de yol açmıyor değil tabi.
Türkiye’nin bu adımı, yalnız dış ilişkiler açısından değil, iç politikada da önemli bir yer tutacak gibi gözüküyor. Dünya yeniden şekillenirken, Türkiye geç kalmak istemiyor.
Risk var mı? Uluslararası ilişkilerin hangisinde risk yok ki?