Dünyada her şeyi ile kendine has olan bir medeniyet olmadığı gibi, yeryüzünde tek bir medeniyet de yoktur diyor konunun uzmanları. Medeniyetler interaktif olduklarından her medeniyet kendinden önce meydana gelmiş olan medeniyetlerden bir şeyler alır ve kendinden sonra gelen medeniyetlere de bir şeyler aktarır. Bu gelişme ve değişime paralel olarak hızla gelişen bilim ve tekniğin de -gelişmelere uyumlu olarak- dünyaya yayılmasıyla birlikte oluşan küreselleşme olgusu da evrensel bir medeniyete doğru kulaç atmaktadır.
Demek ki adı ne olursa olsun, hiçbir medeniyet tek bir kültürün malı olmadığını, insanlığın ortak malı olduğunu gösteriyor. Ancak medeniyet anlayışlarının bölgesel ve özgün kaynaklarla ilişkisini kuran inanç haritalarındaki özelliklerine de dikkat etmek gerekir.
Bütün uygarlıkların deniz ve ırmak kenarlarında kurulduğunu ve geliştiğini, bunun dışındaki yerleşimlerin ise çağın gerisinde kaldığını söyleyebiliriz. Fırat ve Dicle’yi, İndus ve Ganj’ı, Seyhun ve Ceyhun’u, Nil ve Tuna’yı, Amazon ve Misisippi’yi hem hayatın vazgeçilmezi olan su olarak, hem de medeniyetlerin kuruluşlarına mekanlık yapan, onlara yaşama ve gelişme imkanı sağlayan alanlar olarak anlamak gerekir.
M.Ö. 2000 yıllarında Urfa’dan Mısır’a kadar olan bölgede etkisini hissettiren Hz. İbrahim'in çocukları iki koldan yayılmaya başladılar. Bir kolu İbrahim-İlyas-Yakup-Yusuf şeklinde ilerleyen Yahudi toplulukları, diğer kol; İbrahim-İsmail ve Hz. Muhammed’le ilerleyen Müslümanlar. Hz. Muhammed’in sahabeleri ve onların takipçileri bir koldan, Mezopotamya, İran, Hint ve Çine, diğer bir koldan Mısır ve Yunanistan’a, bir kolda Mağrip ülkeleri ile İspanya’ya kadar kısa zamanda İslamiyet’i götürdüler. Buralarda toplanan evrensel ilkeler de kısa zamanda dünyanın geri kalan kısımlarına yayıldı.
Moğollar bütün Asya’yı ve dolayısıyla Büyük Selçuklu Devleti’ni baskı altına alınca, Selçuklular da Batı’ya doğru yürüyüşe geçtiler. 1020 yılından itibaren Anadolu'ya gelen Selçuklu Türkleri kısa zamanda teşkilatlanarak 1038 yılında Anadolu Selçuklu Devleti’ni kurdular. 1055 yılında, Abbasi Halifesinin onaylaması ile de dünya devleti konumuna ulaştılar. 1071 yılında Malazgirt Meydan Savaşı’nda Roma İmparatoru Romen Diyojen’i yenen Sultan Alparslan Anadolu kapılarını genelde bütün Müslümanlara, özelde de Türklere açmış oldu.
1299 yılında Osmanlı Devleti’ni kuran Osman oğulları, Çanakkale Boğazı’nı aşarak Avrupa içlerine yürüdüler. 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethederek Doğu Roma İmparatorluğu’na son verdi ve Osmanlı Devleti de “Osmanlı İmparatorluğu” oldu. Topkapı Sarayı imparatorluğun simgesi olarak inşa edilmişti. Kapalı Çarşı ve bedestenlerin kurulması ticaretin merkezileşmesini sağlarken bu yapılar aynı zaman da bir gücün ifadesiydi.
Fatih'in kurduğu “Millet Sistemi” İmparatorlukta çok kültürün, çok dinin, çok dilin yaşamasına imkân veriyordu. İmparatorlukta bütün idarenin yönlendirildiği ve sağlandığı yer, “Divan-ı Hümayun”du. Osmanlı örnek devlet kabul ediliyordu dünyada.
Pers şairleri, Arap ve Yunan gökbilimcileri, İtalyan düşünürleri ve sanatçıları Osmanlı'nın himayesinde yeni çalışmalar yapıyorlardı. Osmanlı bir anlamda dünyanın çekim merkezi oldu. Bir bakıma dünyadaki hukuku o sağlıyordu.
Osmanlılar Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının büyük bölümüne egemen oldular. Bu kıtalar arasındaki bütün ticaret yollarını kontrolleri altına aldılar. Böylece dünya çapında yeni ve farklı bir kültür oluşturdular. Osmanlı, 1856 yılındaki Kırım Savaşına kadar dış borçlanma yapmayan tek devletti.
Kadim kültürler Osmanlı İmparatorluğu'nda bir medeniyet potasında eridi. Endülüs’ten yayılan bilgelik Batı’nın uyanışına vesile oldu. Batı’da M. Arabi, F. Razi ve Rüşd, Doğu’da Maturidi, İbni Sina, Gazali ve Biruni gibi dehalar yetişti.
M.Ö. 600. Yüzyıldan M.S. 7.yüzyıla kadar ilim ve düşünce nasıl Grek’den/Yunan’dan dünyaya yayılmışsa, M.S.7.yüzyıldan 1300 yılına kadar da ilim ve düşünce İslam dünyasından dünyaya yayılmıştır. Sanayileşme hareketlerinden sonra 18.yüzyıldan itibaren tekrar Batı’ya geçen ilim ve düşünce üstünlüğü, 20.yüzyılın son çeyreğinden itibaren tekrar Doğu’ya akma eğilimine girmiştir.