Olmasın mezar taşımız ,bir okul bahçesine gömsünler bizi çocuklar koşsun üzerimizde. Aziz Nesin
Düşünün! bir elçilik görevlisi elinde üzüm ve sigara paketleri ile "affedilmesi için özür dilemesini" teklif ettiği kişiden,cevap!" Şah gelsin benden özür dilesin" şeklinde gür bir sestir yüzüne doğru uçan üzüm paketinin rüzgarında...
Sonuç 6 ay hapis cezası. Yıl 1949...
"Marko Paşa mecmuasının 5 ve 6 sayılı nüshalarında çıkan "Pamuk Prenses Elizabeth doğurdu", "Krallar işi azıttılar "ve "Bir kadın aranıyor" başlıklı yazılarından ötürü İngiltere, İran ve Mısır Devletleri namına Büyük Elçilikler, Adliyeye müracaat ederek; Prenses ve Kralları aleyhine yapılan bu neşriyattan dolayı mecmuanın mes'ulleri aleyhine dava açılmasını isterler. Bu davaların takibi, alâkadar devletlerin şikayetine bağlı bulunduğundan yazıların muharriri Aziz Nesin ile mecmuanın sahibi ve yazı işleri müdürü Rıfat Ilgaz haklarında Asliye Yedinci Ceza Mahkemesinde bir dava açılmıştır"
İşte çoğumuzun bi haber olduğu, Kraliçe ikinci Elizabeth'in Aziz Nesin'e açtığı dava; Kraliyet ailesinin mensubu olan prenses ikinci Elizabeth, daha sonraki ünvanı ile Kraliçe ikinci Elizabeth, henüz kraliçe olmadığı için dava düşürüldü.
Aynı yazı nedeniyle İran Şahı Rıza Pehlevi ve Mısır Kralı I nci Faruk da Aziz Nesin'e dava açtı ve açılan bu davalar sonucunda Aziz Nesin'e 6 ay hapis cezası verildi.
Aziz Nesin'in "Krallar işi azıttılar" başlıklı yazısı; İran Şahı'nın şaşaalı düğünü, Mısır Kralı'nın boşanması ile ilgili olayları hiciv'li bir dille eleştiriyordu. Bu yazı ilgili ülkelerin büyükelçilikleri aracılığıyla Türkiye Dışişleri Bakanlığı'na şikayet edildi. Bu şikayetler sonucunda da yargı süreci başlatıldı.
Bu olay Aziz Nesin'in hiciv'li yazılarının uluslararası düzeyde ne büyük bir yankı bulduğunu ve dönemin siyasi atmosferi içerisinde mizahın nasıl algılandığını gösteren önemli bir örnektir.
Bu hikayeyi bilen ve köşesine taşıyan İzzet Çapa'nın anlatımıyla sizlere aktarmak istiyorum.
"Dikkat ettiniz mi ? Son günlerde kral ve kraliçelere bir azgınlık geldi. Kimi evleniyor, kimi boşanıyor, kimi çocuk yapıyor. Bir zamanlar İran Şahı evlenecek oldu; sanki el malıyla gerdeğe biz girecekmişiz gibi, düğün- bayram ettik. Zavallı Türk halkı bir pazar olsun gezmeye çıkamazken İran Şahı'nın düğününe en pahalısından hediyeler gönderildi .Düğüne gazeteciler, yazarlar, bölük bölük askerler gönderdik. Sözüm ona biz cumhuriyetiz de İran Krallık...
(İran Şahı, dönemin cumhurbaşkanımıza İran ziyareti sırasında takdim ettiği hediyeler Sonraları krize yol
açmıştı , ileride bu konuya da değinecek bir yazı kaleme alabilirim .)
Derken arkadan Kral Faruk da karısı Prenses Feride'yi boşamış . Resimlerine bakılırsa hani Feride de Feride ...
Nasıl kıydı bilmem. Neden olarak da Feride'nin hep kız doğurduğunu ,bir türlü oğlan doğuramadığını ileri sürüyormuş .Bu da gösteriyor ki ,kralların gözünde kadın, kuluçka makinesinden başka bir mal değildir. (Bu ifade bazı erkekler için günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Kadınları tenzih ederim! benim için bu düşüncede olanlara da bizim dilimize "mal" denir .)
Şimdi de ister misiniz Türkiye Cumhuriyeti Krallığının kralları, prensleri ötekilere özenip de karılarını dehlesinler.
O zaman gör curcuna'yı .Çünkü Mısır'da, İran'da kral bir tane hiç olmazsa oysa bizde şahlar,şahbazlar, krallardan geçilmiyor; şeker kralları, pirinç kralları, zeytinyağı kıralları ... Hepsi de küçük dağları ben yarattım, büyükleri de şef yarattı diyor.
Bu günlerde krallar azdı, başlarına gelecek var gibi..."
Nankörlüğün alemi yok...
Bugün elalemin krallarının diktatörlerinin emriyle hapislere girmiyor insanlar .Elhamdülillah biz kendi aramızda hallediyoruz bu işleri.
Yüreği cüssesinden büyük (Mehmet Nusret Nesin) bizim bildiğimiz Aziz Nesin...
Prensesleri ve Kralları hicvederek kendisine davacı yaptıran bu şahıs; Çağdaş Türk Gülmece Edebiyatının kurucusu, öykücü, romancı ,şair, gazeteci, köşe yazarı ,oyun yazarı, yayımcı, eğitimci ve senarist..
Muhafazakar bir ailede dünyaya gelse de zamanla yaşadıklarının etkisi ve düşünce dünyasındaki değişimlerle inancını kaybetmiştir. Görüşlerini hemen her ortamda ,her şekilde cesurca dile getiren ustası Ali Galip Efendi'nin kendisine okuma, yazma ve Arapça öğretmesi sonucu 8 yaşında hafız oldu . Hafızlıktan sonra (camide imamlık görevine başlamasını müteakip, Cumhuriyet ilan edildikten sonra eğitimine resmi okullarda devam etti) 1935'te Kuleli Askeri Lisesini ,1937'de Harp okulunu bitirip asteğmen oldu. 1939 yılında Askeri Fen Okulunu bitirdi
Üsteğmen rütbesindeyken "Görev ve yetkisini kötüye kullandığı"suçlamasıyla askerlikten uzaklaştırıldı .
Mizahın büyük ustasını bir nebze olsun anlatmak istedim. Eksik ve yanlış bilinenlere ışık tutar ümidiyle.
TUNCER SÖNMEZ
İKİ GÖNÜL BİR OLSA SAMANLIK SEYRAN OLUR
VAHİT DABAK
YENİ NESİL ÇOCUK ÇETELER
EMRAL CÖMERT
KONFORUN ESİRİ OLMAK
AHMET VURAL
6 ŞUBAT AFETİ
YAVUZ GEZER
Su Bulunacak
Av. İrfan SÖNMEZ
Maskeli bölücülük
DR. İMBAT MUĞLU
BARIŞ DİLİ
MUSTAFA DOĞAN
TECRÜBE FARKI
Av. Mehmet AYTAÇ
TUTUKLAMA: CEZA DEĞİL, İSTİSNA
MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ
MİNİK BİR YÜREKTEN BABAYA MEKTUP