Harput gazetemizin değerli okuyucular bugün mavi vatanda meydana gelen iki gönül yakıcı haberi sizlere değerlendirmeden önce belirmek istediğim güzel bir konuyu baş paragraf yapmak istedim, 1970 li yıllarda yeni mahallede doğmuş Elâzığ amatörüne yıllarca damga vurmuş Elâzığ sporumuza değerli oyuncular yetiştirmiş TAYFUNSPOR’umuzun, 30 AĞUSTOS Zafer bayramıyla aynı güne denk gelerek iki bayram havası ile rutin buluşma programından bahsedip ahirete intikal eden dostlarımıza rahmet dileyerek, emeği geçenlere teşekkürlerimi iletmek istiyorum.
Takımın yıllarca maddi ve manevi yükünü üzerinde taşıyan Kıymetli Bahri BULUT’a takım kaptanları Faruk KIRILMAZ, Prof. Dr. Esat GÜZEL hocaya, Kanal Fırat’a, Gazeteci ve Yazarlar Derneği Başkanı Mustafa DOĞAN’a Bursa’dan, Mersin’den, Antalya’dan gelen ve ilimizden katılan Kırktan fazla Tayfun sporlu dostlarımıza yeni bir toplantıda sağlık ve sıhhat içerisinde bulaşmak üzere selamlarımı iletiyorum.
Yine ülkemizde bu defa denizlerimizde sorumsuzluk denetimsizlik kural ihlali ile üç gün içerisinde sonuçları acı verici kazalarla yüz yüze geldik.
Temeli insan faktörlü hatalarla Otuz yedi vatandaşımızı kaybetti üstelik hala bu can kayıplarımızın yarısına yakını sulara gömüldü ve acılı aileler kayıplarının cesetlerine bile kavuşamadı,
Girne Açıklarındaki Feribot Faciası (KKTC)
31 Ağustos 2026 öğle saatlerinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Girne limanı açıklarında meydana geldi.
İçerisinde yüzden fazla yolcu (yaklaşık 260-267 kişi) barındıran bir yolcu gemisi/feribot alabora olarak ters döndü ve yaklaşık 550 metre derinliğe gömüldü.
Hızlı tahliye ve ekiplerin erken müdahalesi sayesinde 240'ın üzerinde yolcu sağ olarak kurtarıldı. Ancak maalesef 9 kişinin cansız bedenine ulaşıldı, kayıp kişileri arama kurtarma çalışmaları sürdürülüyor. KKTC genelinde facia nedeniyle 3 günlük yas ilan edildi ve eğlence faaliyetleri durduruldu bununla kalınmadı Ulaştırma bakanı dokunulmazlığının kaldırılmasını isterken hükümet direkt olarak görevden aldı ve bir hükümet krizi ortaya çıktı.
Kazayla ilgili olarak aralarında gemi kaptanı, şirket yetkilileri ve mürettebatın bulunduğu 9 şüpheli tutuklandı. Soruşturma kapsamında kaptanın ifadesi ve geminin teknik/operasyonel yetkinlikleri inceleniyor.
Daha yüreklerimizdeki acının alevleri sönmeden2 Eylül 2026 sabaha karşı saat 03.00 sıralarında, Silivri açıklarının yaklaşık 18 mil güneyinde Marmara Denizi'nin orta kesiminde gerçekleşti.
Kazaya Karışan Gemiler: Kocaali’den Aliağa’ya seyir halindeki boş durumdaki "Alsu" isimli tanker ile İskenderun’dan Karadeniz Ereğli’ye 4 bin 199 ton rulo sac taşıyan "Tuğberk İmamoğlu" adlı kuru yük gemisi çarpıştı.
Çarpışmanın ardından Tuğberk İmamoğlu kısa süre içerisinde (11 dakikada) yaklaşık 800-900 metre derinliğe battı. Gemide bulunan 10 kişilik mürettebata ulaşmak için kapsamlı arama kurtarma çalışmaları (Nene Hatun Arama Kurtarma Gemisi, Sahil Güvenlik ve Kıyı Emniyeti unsurları eşliğinde) yoğun şekilde devam ediyor. Bölgede gemiye ait can kurtarma araçları (can filikası) boş olarak bulunmuştur.
Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında, Alsu tankerinin 1. kaptanı ve 3. kaptanı kusur durumları gerekçesiyle tutuklanırken, diğer bazı mürettebat hakkında adli kontrol kararı verildi. Kaptanların son telsiz kayıtlarında “Alsu, iskeleye kır demiştim” şeklindeki uyarıları da dosyaya delil olarak girdi.
Silivri'deki kaza, Marmara Denizi gibi yoğun ve dar su yollarında ticari gemi trafiğinin ne denli büyük riskler barındırdığını bir kez daha gözler önüne serdi.
Radar takipleri ve elektronik seyir yardımcılarına (AIS vb.) rağmen gece seyirlerinde rota ihlalleri, denizcilik kurallarına (Vardiya Tutma Standartları- STCW) tam uyulmaması ya da iletişim eksiklikleri felaketlere kapı aralayabiliyor. Kaptanların son anlardaki telsiz diyalogları, erken fark edilen ancak kaçınılamayan bir reaksiyon gecikmesine işaret ediyor.
Denetim ve İşletmecilik Zafiyetleri ile Girne'deki feribot faciası ise insan taşımacılığı yapılan deniz araçlarında teknik yeterlilik, yük, yolcu dengesi (stabilite) ve deniz elverişlilik denetimlerinin hayati önemini acı bir şekilde hatırlattı.
Yolcu gemilerinde denetim mekanizmalarının uluslararası standartlarda ve tavizsiz uygulanması gerektiği bu kazayla bir kez daha tescillenmiş oldu.
Her iki olayda da devlet kurumlarının Sahil Güvenlik, Kıyı Emniyeti ve ilgili bakanlıklar refakatinde yürütülen arama-kurtarma faaliyetleri hızla organize edilmiş olsada özellikle Silivri açıklarındaki kazada suyun derinliğinin 800-900 metreyi bulması, batan gemiye ve kayıp denizcilere ulaşmayı teknik olarak son derece zorlaştıran ana faktör olarak öne çıkıyor.
Denizcilik sektöründe güvenliğin artırılması adına hem seyir emniyet kurallarına uyumun hem de idari ve adli denetimlerin çok daha sıkı tutulması gerektiği bu acı olaylarla net bir şekilde görülmektedir. Kaybedilen canlar için derin üzüntü duyuluyor (Bugün için temenni ve duamız) arama kurtarma çalışmalarının bir an önce netice vermesi ve benzer faciaların önlenmesi en büyük temennidir.
Siz değerli okuyucularımıza Slam ve Saygılarımla.