Harput Gazetemizin kıymetli okuyucuları Genelde yazılarımın uzun olduğunu ve bu uzun yazıların okuyucu tarafından konuya fazla ilgisi de yoksa tutulmadığını iyi biliyorum ne var ki yazılan bir makalenin kısaltılması amacı ile kırpmak paragraf çıkarmak gerçekten konunun anlam ve önemini ya ortadan kaldırıyor yada anlaşılmaz bir hale getiriyor, bu yüzden özür dilerim.
Milli Birlik veDayanışma Kardeşlik adı altında kurulan komite pardon komisyon kendisine bir görev edinmiş ve terör örgütünü olmayan bir devlet statüsüne koyarak bir barış anlaşması yol haritası çizmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti devleti terörle mücadelede aciz düşmüş gibi bebek katili elebaşının örgütüne ateşkes ve kendini fesih kararı mektubu okutulmuş bir komisyon kurularak harekete geçilmiştir. Bu işe taraftar STK ve yandaşların ortaya koyduğu fikir beyanı ile ortaya atılan fikir olgunlaştırılmış gecen haftaki yazımda belirttiğim uyduruktan rapor ortak kararla kabul edilmiştir.
27 Şubat’tabu senaryonun bir adımı daha atılmış yine oluşturulmuş zafer kazanmış bir komutan edasıyla yazılmış terörist elebaşının ikinci mektubu Türk milletinin utanç duyacağı bir sahne ile sunulmuştur.
Bu mektupta Türk’e, Atatürk’e ve Cumhuriyete üstü kapalı hakaret vardır asimilasyon ile suçlanmaktadır, iftira, Tehdit vardır açık açık Kürtlerin temsilcisi olarak kendini lanse eden terörist elebaşı tarafından bütün Kürtleri içine alan isyan kelimeleri vardır.
Bütün bunlar Türk Kürtsüz, Kürt Türksüz olmazriya söylemi ile gerçek niyet perdelenmeye çalışılmıştır.
Dikkat edilirse düne kadar terör örgütü, onun elebaşısı ve meclisteki kandil tarafından seçilen siyasi uzantısı Kürtlerin temsilcisi olamaz denilirken terörist elebaşı ve uzantı siyasi parti sözcülüğünde Türk devletinin karşısında muhatap haline getirilmiştir.
Değerli okuyucularımız durumun sizler açısından tekrar değerlendirme için Türk Ocakları genel merkezimizin konuya ilişkin bildirisini aşağıda arz ediyorum.
Bilindiği üzere, 2024 Ekim ayında Meclis’in açılışında DEM Partililerle selamlaşma ve bir süre sonra da Teröristbaşına yapılan çağrı ile alenen başlatılan malum süreçte, bundan bir yıl kadar önce 27 Şubat 2025’te Teröristbaşından beklenen çağrı, kamuoyuna duyurulmuştu.
Türk Ocakları olarak, söz konusu “çağrı” üzerine yaptığımız basın açıklamasında, “ülkemizi ve milletimizi 40 yılı aşkın bir süredir uğraştıran, on binlerce insanımızın şehit olmasına sebebiyet veren bir terör örgütünün mahkûm ve mahpus elebaşından, âdeta medet umarcasına böyle bir çağrının beklenmesinin “bir utanç belgesi” olduğunu belirterek şunları ifade etmiştik:
“Şehitlerin kanlarıyla sınırları çizilen bu vatanda, Teröristbaşının malum açıklamasında da ‘Cumhuriyet’in tek tipçi yorumları’ ifadesiyle ülkedeki bölücü terörün temel sebebi olarak açıkça suçlanan Gazi Mustafa Kemal Paşa önderliğinde kurulan Türk Millî Devleti’nin temel ilke ve esaslarının derece derece aşındırılarak değiştirilmesine yönelik bir ‘çözüm’, asla kabul edilemez. Daha açık bir ifadeyle, millî devlet ve üniter yapı esası, Türkçenin tek resmî dil oluşu ve Türk vatandaşlığı tanımı tartışmaya açılamaz.”
Bu süreç kapsamından TBMM’de kurulan Komisyon; üzülerek ifade edelim ki, Türk Ocakları başta olmak üzere, üniter millî devlet esası, resmî dil, eğitim dili gibi konularda açık ve net tavrı olan gönüllü kuruluşların görüşlerine başvurma gereğini duymamıştır. Komisyon raporundan sonra ise bu defa Teröristbaşından yeni bir açıklama beklentisi kamuoyu ile paylaşılmış ve 27 Şubat 2026 Cuma günü, söz konusu açıklama yayımlanmıştır.
Tekrar ifade etmek isteriz ki; yetkili ve etkili çevrelerin bir zamanlar sadece “Teröristbaşı” değil, “Bebek katili” olarak da tavsif ettikleri kişinin bu süreçte, adı konulmasa da “baş müzakereci” olarak konumlandırılması, şehitlerimizin kemiklerini sızlattığı gibi, başta şehit aileleri olmak üzere Türk milletinin bütün fertlerini derinden yaralamıştır.
Son açıklamada sürekli “demokrasi” ve “demokratik toplumdan’’ bahseden TeröristBaşının gerçek amacı ve beklentileri örtük veya yarı açık bir şekilde ifade edilmiştir. “Ezilen kesimler, etnik gruplar, dinsel ve kültürel gruplardan’’dem vuran Öcalan’ın “Şimdi negatif aşamadan pozitif inşa aşamasına geçmeliyiz. Yeni bir siyaset dönemine, stratejisine kapı açılıyor. Şiddete dayalı siyaset dönemini kapatıp, demokratik toplum ve hukuk temelli bir süreci açmayı hedefliyor ve her kesimi bu yönde imkân yaratmaya ve sorumluluk almaya davet ediyoruz.” ve yine “Demokratik entegrasyona geçiş, barış yasalarını gerekli kılar. Demokratik toplum çözümü ise siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel boyutlarda bir mimarinin, bir hukukun tesisini öngörür.” şeklindeki ifadeleri, doğrudan doğruya Millî Mücadele sonucunda Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyet’e karşı yürüttükleri isyan ve şiddet politikası yerine artık yeni bir hukuka dayalı sistem kurulması beklentisi içinde olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu çerçevede, “Vatandaşlık ilişkisi, millete aidiyet üzerinden değil devletle bağ esas alınarak kurulmalıdır. Dininde, milliyetinde, düşüncesinde özgür olmayı temel alan bir özgür yurttaşlığı esas alıyoruz. Din ve dil empoze edilemediği gibi milliyet de edilmemelidir. Demokratik sınırlarda ve devletin bütünlüğünü esas alan bir anayasal vatandaşlık ilişkisi dinsel, ideolojik, kimliksel ve milliyet varlığını özgürce ifade etme ve örgütlenme hakkını kapsar.” ifadeleriyle de Cumhuriyet’in tek millet esasına dayalı vatandaşlık tanımının değiştirilmesi talep edilmektedir.
Türk Ocakları olarak 2009-2015 arasındaki sözde “çözüm ve barış” sürecinde de ifade ettiğimiz gibi millet; etnik ve mezhebî aidiyet ve kimliklerin üstünde, tarih ve kültür beraberliğine ve aynı zamanda ortak gelecek tasavvuruna dayanır. Ülkemizi ve milletimizi alt kimlik kategorilerini öne çıkararak bölme girişimlerine karşı olan tavrımızı, Cumhuriyet’imizin kuruluş felsefesinde yatan “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” ifadesinden de ilham alarak “Biz, Hep Birlikte Türk Milleti’yiz.” ifadesiyle perçinlemiştik. Ne yazık ki, geldiğimiz noktada Türk kimliği bulanıklaştırılarak resmî ağızlardan ve son olarak da Meclis’teki Komisyon raporunda ısrarla “Türk-Kürt-Arap” söylemi dillendirilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olsun olmasın, kimsenin kimliği, dili, dini, mezhebi veya inancı konusunda tahkir edici veya dışlayıcı bir söylem elbette kabul edilemez. Bununla birlikte, tarihin ve yüz yıl önce yaşanmış acı tecrübelerin bir sonucu olarak kurduğumuz üniter millî devlet yapımızın aşındırılmasına yol açacak adımların kesinlikle karşısında olduğumuzu ve olacağımızı da Büyük Türk milleti ile paylaşmayı bir vatanseverlik görevi sayıyoruz.
Ülkemizin ve bölgemizin terör tehdit ve tehlikesinden kurtulması bütün vatanseverlerin ve milliyetçilerin en samimi arzu ve dileğidir. Bu netice, şehit kanları pahasına ve ülke kaynakları eli kanlı teröristlerle mücadele için harcanarak elde edilmiştir. Teröristlerin, şiddet ve terör ile elde edemediklerini dolambaçlı yollardan elde etmeleri asla kabul edilemez. Tekrar ve yüksek sesle duyuruyoruz:
ANAYASA’DA, ÜNİTER ULUS-DEVLET YAPISINI BOZACAK HİÇBİR DEĞİŞİKLİK YAPILAMAZ.
DEVLET’İN RESMÎ DİLİ VE ÜLKENİN EĞİTİM DİLİ TÜRKÇEDİR.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’NİN VATANDAŞLIK TANIMI DEĞİŞTİRİLEMEZ.
YEREL YÖNETİMLERLE İLGİLİ OLARAK SİYASÎ ÖZERKLİĞE VARACAK HİÇBİR YASAL VE ANAYASAL DEĞİŞİKLİK KABUL EDİLEMEZ.
Selam ve Saygılarımla.
Av. İrfan SÖNMEZ
Yargının Butlanı
TUNCER SÖNMEZ
SİYASETİN KAZANI KAYNIYOR
VAHİT DABAK
CHP DE MUTLAK BULDAN MESELESİ
EMRAL CÖMERT
SİYONİSTLER PETROLÜN VARİLİNİ 100 DOLARIN ÜSTÜNDE TUTMAYA ÇALIŞIYORLAR
DR. İMBAT MUĞLU
ANNE
AHMET VURAL
GÜNÜN BİRİNDE
MUSTAFA DOĞAN
DOSTLUK KAZANDI
YAVUZ GEZER
Su Bulunacak
Av. Mehmet AYTAÇ
TUTUKLAMA: CEZA DEĞİL, İSTİSNA
MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ
MİNİK BİR YÜREKTEN BABAYA MEKTUP