Harput Gazetesi’nin değerli okuyucuları; devletine bağlılığını her süreçte gerek canını gerek malını feda etmeye hazır bir milletin nasıl bir muameleye maruz kaldığı konusunda yüzeysel bir söyleşinin uygun olacağını düşündüm.
Biliriz ki Türk töresinde Devlet millet için, millet de devlet için vardır.
Geldiğimiz noktada, hangi şartların milleti ve devleti bugün bulunduğu konuma taşıdığı incelenmesi gereken çok uzun ve hassas bir durum. Ancak gerçek olan şu ki: durum gerçekten çok kötü.
Artık iki kesimin de yetki, etki ve hudut tayini bırakın ihlali, üst sınırları çoktan aştı. Güç zehirlenmesi içerisindeki yöneticiler, bulundukları makamlarda neden ve niçin olduklarının önem ve anlamını kaybetti.
Millet artık evladın babasından duymayacağı hakaretlere maruz kalmaya, hele hele gül atmaya kıyamayacağın “vatan sağ olsun” diyerek acılarını bağrına basanlara bile bu tavrın takınıldığını görmeye başladı.
“Devleti yaşat ki millet yaşasın” inancı çerçevesinde olanlarla, “Devletin malı deniz, yemeyen domuz” fikrini taşıyanlar arasındaki mücadele, ikinci şıkka gönül verenlerin zaferine doğru gidiyor.
Allah’a yemin ederim ki bu gelişmelerle ilgili düşüncemi tüm parti ve kuruluşları kapsayacak şekilde söylüyorum; hiçbirini bu konudan azade tutmuyorum.
Ancak madalyonun diğer yüzüne bakarsak, ikinci şıkka tabi olanlar tabii ki uzaydan gelmiyor; onlar da yine bu milletin içinden çıkanlar. Demek ki insanlık, seçme-seçilme ve görev alma aşamasına kadar aldığı terbiye, yaşam tarzı ve eğitimlerini geldikleri makamlarda bilinçli şekilde hayata geçiriyor.
Bir de geldikleri yeri, kendilerini o makama getirenleri çabuk unutan; “ne oldum delisi” olanlar var ki bunlar çok daha tehlikelidir. Ne zaman ve nasıl patlayacağı, vereceği hasarın ne olacağı tahmin edilemeyen bombalar gibidir.
İşte bu yüzden liyakat yine birinci öncelik olmalıdır. “Benim olsun, topraktan olsun” saçmalığına son verilmelidir. Elbette herkes “Benim adayım, benim siyasi kuruluşum yönetime gelsin” diye düşünebilir ama yönetmeye talip olacakları akıllıca seçmelidir. Bilgi ve liyakat mutlaka ön planda olmalıdır.
Olmalıdır ki bayram geçtikten sonra kına arama derdine düşülmesin.
Olmalıdır ki son pişmanlığın fayda etmeyeceği noktaya gelinmesin.
Olmalıdır ki milletin ve devletin başı öne eğilmesin; “Yapmasaydım, etmeseydim, elim kırılsaydı” beddualarına kişi kendini layık görmesin.
Ancak görülüyor ki pişmanlık bir tarafa; ya olup biteni göremeyenler ya da “Benim yanlışım da doğrudur” iddiasında ısrar edenler var.
Bu tipler çok enteresandır; millete batan o çuvaldızı göremezler ama iğnenin ucu battığında herkesten fazla feryat ederler. Emekli maaşlarından, ev kiralarından, eğitim zorluklarından, millî ve manevî çöküşün getirdiği ahlaksızlıktan yeni haberdar oluyormuş gibi davranırlar. Bir kısmı öyle bir rüyadadır ki açlıktan nefesi kokar, evi barkı, çocukları mağdurdur; ama tükürdüğünü yalamamak için her şey güllük gülistanlıkmış gibi davranır.
Bu zavallı kesim farkında değildir ki ülkeyi yönetmek için gönderdikleri kişiler, dün “beyaz” dediklerine bugün “siyah”, “iyi” dediklerine bugün “kötü” diyebilecek kadar kıvraktır; bir önce söylediğini adeta kendisi dememiş gibi rahatlıkla inkâr edebilir.
Kesinlikle; riyaya aldanarak hata yapılması normaldir. Kişi, kendini o makamlara getirenleri unutup aksırıncaya tıksırıncaya kadar yiyebilir, yan gelip yatabilir, millet yokmuş gibi davranabilir.
Eğer gidişattan rahatsızsanız, öpülmek hoşunuza gitmiyorsa, “Bir daha isterim” demeye niyetiniz yoksa bunun hesabını sormak; bir sonraki yüzleşmede her türlü aldatmacaya kanmadan gerekli dersi vermek size kalmıştır.
Selam ve saygılarımla…
AHMET VURAL
AYRILIK ZAMANI
VAHİT DABAK
PAPA 14. LEO GELDİ
TUNCER SÖNMEZ
TEKNOLOJİ KAN KUSUYOR
Av. İrfan SÖNMEZ
Bir Kürtleşme hikâyesi; Koç Mehmetler
EMRAL CÖMERT
ERDOĞAN’I İDEALLERİMİZİ GERÇEKLEŞTİĞİ İÇİN DESTEKLİYORUZ
YAVUZ GEZER
İbret Alınsaydı - IV
DR. İMBAT MUĞLU
ADALETİN TERAZİSİ KİMDE?
MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ
MİNİK BİR YÜREKTEN BABAYA MEKTUP
Prof. Dr. Kenan KÖPRÜCÜ
Su Ürünleri Mühendisliği Mesleğine Dair…
MUSTAFA DOĞAN
HAMLELERLE GELEN GALİBİYET