Harput gazetemizin kıymetli okuyucuları
MHP lideri Devlet Bahçeli'nin 1 Ekim 2024 tarihinde DEM milletvekillerine yönelik attığı adım ve terör örgütü elebaşının mecliste konuşmaya çağırması sonrasındaki açıklamalarla başlayan süreç, İttifakın büyük ortağı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sahiplenmesiyle çok hızlı ilerledi. DEM'in süreçteki aktif tutumu Öcalan'ın çağrıları örgüt uzantılarının bu çağrıya uymasada kandil PKK sı tarafından dikkate alınması ile de süreç daha üst bir seviyeye taşındı.
"Milli Birlik ve Dayanışma" başlığı altında yapılan çalışmalar ve rapor sonuçları genellikle toplumsal dayanışma ruhunu ölçmek, kriz anlarındaki (deprem, pandemi, ekonomik zorluklar vb.) birlikteliği analiz etmek amacıyla hazırlanır bu raporların sonuçları genellikle şu ana temalar etrafında şekillenir:
Raporlar genellikle Türk toplumunda "milli kimlik" etrafında birleşme oranının kriz anlarında zirve yaptığını gösterir. Bayrak, vatan sevgisi ve ortak tarih bilinci, farklı siyasi görüşlere rağmen birleştirici en temel unsurlar olarak öne çıkar. Raporlarda genellikle "güven" unsuru kritik bir veri olarak sunulur, ancak bu raporda buna nasıl bir vurgu var iyi bakmak lazım.
Sivil toplum kuruluşlarının toplumsal birliği sağlamadaki "tamamlayıcı" rolü, son yıllarda biraz daha öne çıksada bu sadece görüntüden ibaret oldu, bir kurgu görüntüsü verdi.
Tarafların Milli birlik ve dayanışma raporları ayrı kişilerden fikir ve görüş alınmış gibi birbirinden ayrı bir görünüm verdi, taraflar kendi istediklerine göre bir sonuç ortaya çıkardı.
Meclis'te görüşülen ve 18 Şubat 2026 tarihinde Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından kabul edilen ortak rapor, Türkiye'nin terörle mücadele ve toplumsal barış stratejisinde yeni bir dönemi temsil etmektedir. "Terörsüz Türkiye" hedefiyle hazırlanan bu rapor, 80 sayfanın üzerinde bir metinden ve binlerce sayfalık tutanaktan oluşmaktadır.
Raporun içeriği ve öne çıkan başlıkları şunlardır. Terörsüz Türkiye Vizyonu: Terörün sadece güvenlik boyutuyla değil; sosyal, ekonomik ve hukuksal boyutlarıyla da tamamen bitirilmesi hedefleniyor.
Kardeşlik Hukuku: Türk ve Kürt kardeşliğinin tarihsel köklerine vurgu yapılarak, toplumsal birliğin "eşit yurttaşlık" temelinde güçlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.
Devlet Aklı ve Millet Vicdanı Atılacak adımların hem devletin bekasını koruması hem de toplumun vicdanında kabul görmesi (af algısı yaratmaması) esas alınmıştır.
Rapor, sadece teorik çerçeve çizmekle kalmayıp bazı kritik yasal düzenleme önerileri de içermektedir.
Silah Bırakma ve Fesih, PKK'nın kendini tamamen feshetmesi ve silah bırakması "kritik eşik" olarak tanımlanmıştır. Bu sürecin devlet birimlerince teyit edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Toplumsal Bütünleşme Yasası, Silah bırakan örgüt mensuplarının toplumsal hayata adaptasyonu için "amaca özgülenmiş, müstakil ve geçici" bir yasal düzenleme önerilmiştir.
Kayyım Düzenlemesi, Belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılması durumunda, yerine geçecek kişinin belediye meclisi tarafından seçilmesi hususunda mevzuat değişikliği önerisi yer almıştır.
Hukuk ve Adalet, AİHM ve AYM kararlarına uyulması, ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması ve ceza infaz sistemindeki dengesizliklerin giderilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Geniş Uzlaşı: Rapor, 51 üyeli komisyonda 47 "evet" oyuyla (AK Parti, MHP, CHP ve DEM Parti'nin büyük oranda mutabakatıyla) kabul edilmiştir.
DEM Parti: Raporun genelini desteklemekle birlikte, "terör" kavramının kullanımı ve bazı tanımlamalara dair şerh düşerken, TİP ve EMEP: Raporun içeriğine ve yönteme itiraz ederek "hayır" oyu kullanmıştır.
CHP: Raporun "rafta kalmaması" ve önerilen yasal adımların (özellikle kayyım ve demokrasi vurgulu olanlar) ivedilikle atılması gerektiğini vurgulamıştır.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, bu rapordaki öneriler için siyasi partilerin yasa teklifleri hazırlamasının artık bir "ödev" olduğunu, raporun kabul edilmesi bir nihayet değil, bir yol haritası olarak ifade etmiştir.
18 Şubat 2026 tarihinde TBMM Komisyonu’nda kabul edilen Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Raporu sözde Türkiye için büyük bir fırsat kapısı aralasa da barındırdığı yöntem ve uygulama önerileri nedeniyle gerek evet diyen parti tabanları ile genelde Türk milleti tarafından "riskli" veya "tehlikeli" olarak değerlendirilmektedir.
Bu eleştiriler ve raporun içerdiği potansiyel riskleri değerlendirirken, "Örtülü Af" Algısı ve Toplumsal Adalet Riski Rapordaki en büyük tartışma konularından biri, silah bırakan örgüt üyelerinin topluma adaptasyonu için önerilen "Toplumsal Bütünleşme Yasasıdır".
Bu düzenlemenin toplumda bir "af" olarak algılanması, Terör mağdurları özellikle şehit yakınları ve gaziler nezdinde adaletsizlik duygusuna yol açmıştır, taraflar her ne kadar "Bu bir af değildir" desede yasal çerçevenin sınırları net çizilmezse terörle mücadele azminin kırılacağı savunulmaktadır.
Güvenlik Zafiyeti ve "Stratejik Mola" Endişesi Raporun temel taşı,örgütün silah bırakması ve kendini feshetmesidir, Geçmişteki benzer süreçlerde olduğu gibi, terör örgütünün bu süreci silah bırakmak yerine "güç toplamak" veya "stratejik bir mola" olarak kullanma ihtimali bir risk olarak görülmektedir.Örgütün sadece Türkiye içindeki değil, Irak ve Suriye'deki varlığının bu raporun etki alanı dışında kalması, sınır güvenliği açısından bir "yarım kalmışlık" riski taşımaktadır.
Raporda kullanılan dil hem iktidar hem de muhalefet kanadında farklı nedenlerle eleştirilmiştir. DEM Parti, "terör" kavramının bu kadar yoğun kullanılmasının Kürt meselesini sadece güvenliğe indirgediğini savunurken milliyetçi kesimler ise raporun fazla "yumuşak" bir dil kullandığını iddia etmektedir.
Bu rapordan İki farklı anlam çıkarılması ve beklentilerin olması raporun uygulanması sırasında toplumsal kutuplaşmayı tetikleyebilir.
Egemenlik ve Bölgesel Riskler açısından bakacak olursak; Türkiye'nin terör sorununu "içeride" çözme iradesini temsil etmektedir.
Ancak küresel güçlerin (vekalet savaşları yürüten aktörlerin) Türkiye'nin bu "iç barış" hamlesini sabote etme girişimi büyük bir dış politika riski olarak görülmektedir. Raporun bölgedeki diğer (Suriye/Irak) dinamiklerle tam bütünleşmiş bir dış politika doktrini sunmaması, çözümün "kırılgan" kalmasına neden olabilir.
Raporun seçim dönemlerine veya siyasi konjonktüre göre esnetilme ihtimali bir diğer "demokratik risk" olarak değerlendirilmektedir.
Muhalefet partilerinden bazıları (TİP ve EMEP gibi), bu raporun demokratikleşmeden ziyade mevcut iktidarın siyasi ömrünü uzatmak için bir araç olarak kullanılabileceği endişesiyle "hayır" oyu vermiştir. Raporun "tehlikesi", kâğıt üzerindeki niyetlerden ziyade uygulama aşamasındaki belirsizlikler ve toplumsal ikna sürecinin nasıl yönetileceği ile ilgilidir. "Terörsüz Türkiye" hedefi, bu hedefe giderken hukuktan ve adaletten taviz verildiği algısının oluşması, en büyük sistemik risk olarak nitelendirilmektedir. Selam ve Saygılarımla.
Av. İrfan SÖNMEZ
Yargının Butlanı
TUNCER SÖNMEZ
SİYASETİN KAZANI KAYNIYOR
VAHİT DABAK
CHP DE MUTLAK BULDAN MESELESİ
EMRAL CÖMERT
SİYONİSTLER PETROLÜN VARİLİNİ 100 DOLARIN ÜSTÜNDE TUTMAYA ÇALIŞIYORLAR
DR. İMBAT MUĞLU
ANNE
AHMET VURAL
GÜNÜN BİRİNDE
MUSTAFA DOĞAN
DOSTLUK KAZANDI
YAVUZ GEZER
Su Bulunacak
Av. Mehmet AYTAÇ
TUTUKLAMA: CEZA DEĞİL, İSTİSNA
MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ
MİNİK BİR YÜREKTEN BABAYA MEKTUP