Harput gazetemizin kıymetli okuyucuları Cumhuriyet tarihimizin öncesinde ve sonrasında ülkenin can mal siyasi ve ulusal geleceğini etkileyen bir darbesinden bahsedeceğiz.
12 Eylül öncesi yaşananlar SSCB-Çin menşeyli siyasi fikirlerin 1944 te başaramadığı bir planın tekrar sağcı, solcu diyerek birbirine düşürüldüğü, Alevi, sunni kaymağını ekmeğine sürerek sahneye koyulması ile bu sahne oyununun Türk milliyetçilerinin direnişi karşısında başarısızlığının öyküsüdür, purolarını yakıp viskilerini içerken Türk gençlerinin birbirinin kanını akıtmasını izleyip demirin tava gelmesini bekleyenlerin harekete geçmesidir.
12 Eylül 1980 Askeri Darbesi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin siyasi, sosyal ve ekonomik yapısını en derin şekilde etkileyen kırılma noktalarından biridir. Genelkurmay Başkanı Kenan Evren liderliğindeki Milli Güvenlik Konseyi tarafından gerçekleştirilen darbe, öncesindeki dinamikler ve sonrasındaki etkileriyle geniş bir çerçevede değerlendirilir.
Darbe Öncesi Dönem 1975–1980 12 Eylül’e giden süreçte ülkeyi askeri müdahaleye sürükleyen temel etkenler siyasi istikrarsızlık, yaygın şiddet ve ekonomik çöküştü.
Siyasi Kilitlenme ve İstikrarsızlık yüzeysel sebep olarak gösterilse de zayıf koalisyon hükümetleri karar alma mekanizmalarını felç etmişti. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün görev süresi dolduktan sonra Meclis, aylar süren oylamalara rağmen yeni bir cumhurbaşkanı seçemedi.
İçeride toplumsal Şiddet ve Kutuplaşması Sağ ve sol gruplar arasındaki çatışmalar sokaklara, üniversitelere ve mahallelere yayıldı. Maraş 1978, Çorum 1980 olayları ve Abdi İpekçi, Nihat Erim, Gün Sazak gibi önemli figürlerin suikastları toplumsal korkuyu zirveye taşıdı. Her gün onlarca kişi hayatını kaybediyordu.
Dışarıdan pompalanan ekonomik kriz ithal ikameci modelin tıkanması, döviz darboğazı, karaborsa ve temel tüketim maddelerindeki kuyruklar ekonomiyi sürdürülemez hale getirdi.
24 Ocak 1980 Kararları ile serbest piyasa ekonomisine geçiş hedeflendi ancak bu kararların uygulanması için toplumsal muhalefetin bastırılması gerektiği düşünülüyordu.
1979 İran İslam Devrimi ve SSCB’nin Afganistan’ı işgali sonrası ABD, Ortadoğu’da güvenilir ve istikrarlı bir müttefik arayışındaydı. Bu durum darbenin dış mimarların destek ve yardımları ile kolaylaştırıldı.
12 Eylül sabahı TSK yönetime el koydu, Anayasa askıya alındı, Meclis ve siyasi partiler kapatıldı, tüm yurtta sıkıyönetim ilan edildi. Ancak darbe öncesi etkisi olmayan sıkıyönetimin hep olduğunu unutmamak lazım.
Sistemli işkenceler, gözaltında ölümler ve idamlar döneme damgasını vurdu, Yaklaşık 650 bin kişi gözaltına alındı, 1.684 kişi vatandaşlıktan çıkarıldı, 50 kişi 17’si solcu, 11 Ülkücü idam edildi.
Diyarbakır ve Mamak Cezaevleri: İşkencelerin merkez üssü haline gelen bu cezaevleri, özellikle Kürt meselesinin ve ideolojik kırılmaların gelecek yıllarda daha sert bir boyuta ulaşmasına zemin hazırladı.
Dernekler, sendikalar ve gençlik örgütleri kapatıldı, Toplum siyasetten uzaklaştırıldı, Yeni neslin fikir ve düşünceden, sorgulama bilincinden uzakta bireysel ve tüketim odaklı bir yaşam tarzı teşvik edildi.
1982 Anayasası ve Türk-İslam Sentezi: 1982’de kabul edilen yeni Anayasa, devlet otoritesini bireysel hakların önüne koyan vesayetçi bir yapı inşa etti. Sağ ve Sol fikirlerin önünü kesmek amacıyla devlet eliyle "Üçüncü yol" un ideolojisi yaygınlaştırıldı.
Ekonomik Dönüşüm Darbe yönetimi, 24 Ocak 1980 Kararlarının mimarı Turgut Özal’ı ekonomiden sorumlu başbakan yardımcılığına getirdi, Grev ve toplu sözleşme haklarının kısıtlanmasıyla işçi maliyetleri düşürüldü, Türkiye ihracata dayalı, dışa açık serbest piyasa ekonomisine geçişi hızla tamamladı.
12 Eylül, ilan edilen "huzur ve güven ortamını sağlama" gerekçesinin ötesinde, Türkiye'nin toplumsal dokusunu yeniden tasarlayan bir müdahale oldu, şiddet olayları bıçak gibi kesilmiş olsa da, bu durum temel hak ve özgürlüklerin yok edilmesi bedeliyle gerçekleşti.
Darbenin kurduğu siyasal ve hukuki düzen yüksek seçim barajları, vesayet kurumları, merkeziyetçi yapılar, 1983'te sivil yönetime geçilmesine rağmen uzun yıllar Türkiye demokrasisinin gelişimini engelledi ve etkileri günümüz siyasi kültüründe de hissedilmeye devam etmektedir.
12 Eylül 1980 Askeri Darbesi, Türkiye’nin iç politikasını olduğu kadar dış politika dengelerini ve uluslararası ilişkilerini de derinden dönüştürdü. Cunta yönetiminin dış politikadaki temel yaklaşımı, bir yandan Batı İttifakı’na olan bağlılığı teyit etmek, diğer yandan ise rejim değişikliğinin yarattığı meşruiyet krizini yönetmek üzerine kuruldu.
ABD ile İlişkilerin Güçlenmesi ve Batı İttifakı, Soğuk Savaş dönemi devam ederken gerçekleşen 12 Eylül, 1979 İran İslam Devrimi ve SSCB'nin Afganistan'ı işgalinden hemen sonraya denk geldi. Batı bloku ve özellikle ABD, Türkiye'de "istikrarlı" bir yönetimin gelmesini jeopolitik açıdan kendi lehlerine gördü ve destek verdi.
"Bizim Çocuklar" Söylemi: ABD’nin Ankara Büyükelçisi Paul Henze’in Washington’a "Bizim çocuklar başardı" şeklinde mesaj geçtiği iddiaları, ABD'nin darbeye olan bakışını ve sağladığı örtülü desteği simgeleyen bir unsur haline geldi.
Darbe yönetimi ile ABD arasında Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması etkin bir şekilde sürdürüldü. ABD nedense? Kıbrıs Harekâtı sonrası uyguladığı ambargonun izlerini silerek askeri yardımları artırdı.
ABD’nin aksine Avrupa ülkeleri ve kurumları, askeri yönetime sert tepki gösterdi, ancak darbeciler Yunanistan’ın NATO’ya girmesine onay verdi.
Ağır işkence iddiaları, siyasi idamlar ve demokrasiye ara verilmesi nedeniyle Avrupa Konseyi Parlamento Meclisi, Türk parlamenterlerin üyeliğini askıya aldı.
AET (Avrupa Ekonomik Topluluğu) İlişkilerinin Donması: Türkiye’nin AET ile olan Ortaklık Konseyi toplantıları iptal edildi ve Türkiye-AET ilişkileri fiilen donduruldu. Mali yardımlar kesildi. Türkiye ancak 1987’de Turgut Özal döneminde AET’ye tam üyelik başvurusunu yapabildi.
Avrupa’ya Siyasi Sığınmacı Akını: Binlerce sol ve sağ görüşlü muhalif, aydın, gazeteci ve akademisyen darbe sonrası Avrupa ülkelerine (özellikle Almanya, İsveç, Fransa ve İngiltere) iltica etti. Bu durum, Batı Avrupa'da güçlü bir Türkiye karşıtı kamuoyunun ve diasporanın oluşmasına yol açtı.
12 Eylül’ün en tartışmalı ve kalıcı dış politika sonuçlarından biri Ege dengesinde yaşandı Veto Hakkından Vazgeçilmesi ile Yunanistan, 1974 Kıbrıs Harekâtı sonrası NATO’nun askeri kanadından çıkmıştı. Türkiye, Ege’deki haklarını korumak adına Yunanistan’ın geri dönüşünü veto ediyordu.
Rogers Planı’nın Kabulü: Darbe yönetimi lideri Kenan Evren, NATO Müttefik Kuvvetler Komutanı General Bernard Rogers'ın güvencelerine dayanarak, 20 Ekim 1980’de Yunanistan’ın NATO askeri kanadına dönüş vetosunu kaldırdı. Bu taviz Karşılığında Somut Garantiler Alınamaması, Türkiye’nin Ege deniz ve hava sahasındaki hukuki ve stratejik pozisyonunu zayıflattı.
Darbe sonrasında yaşanan yoğun siyasi iltica taleplerini engellemek gerekçesiyle, başta Federal Almanya olmak üzere birçok Batı Avrupa ülkesi, Türk vatandaşlarına sistematik vize uygulaması başlattı. Bugün hâlâ devam eden Schengen vize engellerinin tarihsel temelleri büyük oranda bu dönemde atıldı.
Darbe yönetimi, ekonomiyi uluslararası sermayeye açmayı hedefleyen
24 Ocak 1980 Kararları'nı tam yetkiyle uyguladı. IMF ve Dünya Bankası ile ilişkiler sıkılaştırıldı. İthal ikameci model bırakılarak ihracata dayalı küresel serbest piyasa ekonomisine geçildi. Bu durum, Türkiye'nin uluslararası finans kuruluşlarıyla bağımlılığını ve entegrasyonunu artırdı.
İç politikada komünizme karşı bir kalkan olarak benimsenme oyunu ile Türk-İslam Sentezi, dış politikada da yansımasını buldu. Türkiye, Batı'da kaybettiği kredibiliteyi ve ekonomik desteği dengelemek adına Körfez ülkeleri ve Ortadoğu ile diplomatik ve ticari ilişkilerini geliştirmeye başladı.
12 Eylül darbesi, dış politikada ABD ile güvenlik odaklı stratejik ortaklığı güçlendirirken, Avrupa ile demokrasi ve insan hakları eksenli ağır bir kopuşa neden oldu. Aynı zamanda Rogers Planı ile Yunanistan'a verilen taviz ve Batı'nın Türk vatandaşlarına yönelik vize duvarlarını örmesi, darbenin dış politikadaki en kalıcı olumsuz mirasları arasında yer aldı.
2026 yılı itibarıyla etkisini devam ettiren bu darbenin unutulmaması Türk milletinin kulağına küpe olması dileklerim SELAM ve SAYGILARIMLA.