23 Mart 1976 yılında Osmanlının kangrene dönüşen hastalıkları döneminde Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde doğmuştu, Eğitimli bir ailenin çocuğu olan Gökalp gazeteci olan babasından ve geleneksel din anlayışını amcasından aldığı ilimlerle geliştirmiştir.
Ailesinin ısrarları ile İstememesine rağmen 1895'te İstanbul’a gitti. Baytar Mektebi'ne kaydını yaptırdı. Buradaki öğrenimi sırasında İttihat ve terakki cemiyetini ikinci defa teşekkül eden İbrahim Temo ve İshak Sükûti ile ilişki kurdu. Jön Türker’den etkilendi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. Muhalif eylemleri nedeniyle 1898’de tutuklandı. Bir yıl cezaevinde kaldı. Serbest bırakıldıktan sonra 1900'de Diyarbakır’a sürgüne gönderildi. 1908'e kadar Diyarbakır'da küçük memuriyetler yaptı.
Ruhunda İttihat ve terakkinin paramiliter vasfını taşıyan Gökalp Diyarbakır'da bulunduğu dönemde bölgenin güvenliği için kurulan ve başında Kürt asıllı İbrahim Paşa'nın bulunduğu Hamidiye Alayları hırsızlık ve soygun olaylarına karışınca halkı örgütleyerek eyleme yöneltti. 3 gün boyunca Diyarbakır Telgrafhanesini işgal ederek buradan saraya İbrahim Paşa ve adamlarını cezalandırmaları için telgraflar çekmeye başladı.
Önündeki yaşamında Toplum bilimci, Türk Yazar, şair siyasetçi vasıflarını alacak olan Mehmet Ziya Türk sosyolojisinin önde gelen simalarından oldu.
Ziya Gökalp, Namık Kemal, Hüseyinzade Ali Turan ve Ahmet Vefik paşanın fikirlerinden etkilendiği gibi Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK'ün de fikir babalığının temelini oluşturmuş oluşturmak istediği muhasır medeniyetler seviyesindeki yolunda örnek teşkil etmiştir.
Osmanlı Devleti’nin çöküşüne, Millî Mücadele döneminin çalkantılarına ve yeni Türk devletinin kuruluşuna şahitlik etmiş, üç tarzı siyasette ülkenin ihtiyacı olan siyasetin temel taşlarını oluşturan Yeni Türk devletinin fikir mecrasını oluşturan Zeki Velidi TOGAN, Yusuf AKÇURA, Ahmet Ferit TEK gibi aydınların başında gelmektedir.
Yaşadığı dönem, Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük akımları arasında büyük tartışmaların yaşandığı ve Türk milletinin istikbali hususunda derin bir belirsizliğin hemen bütün zihinlerde hissedildiği bir dönem olmuştur.
Bu durum, düşünürün sosyolojiye bakışını şekillendirdiği gibi, devlet hakkındaki düşüncelerini de etkilemiş ve şekillendirmiştir.
Gökalp’in devlet kavramına bakışının, Türk devlet geleneği hakkındaki görüşlerinin ve yeni Türk devletinin nitelikleri ve istikbali hakkındaki öneri ve öngörülerinin incelenmesi gerekmektedir.
Bu çerçevede öncelikle Gökalp’in genel olarak devlet kavramına ilişkin kabulleri ve görüşleri ortaya koyduğu kavram setleriyle birlikte ele alınmalıdır.
Ziya Gökalp, her ortamda Türk devlet geleneği ve teşkilatının önemine vurgu yapmış Türk dili ve kültürünü anlatmaya yaşatmaya çalışmıştır hayatının tamamını bu mücadeleye adamıştır ilişkin görüşlerini ortaya koymaya çalışılmıştır.
Gökalp’in devlet düşüncesinde milli kültüre asli ve merkezi bir konum atfettiği ve bu meseleyi evrimsel bir bakışla ele aldığı neticesine ulaşılmıştır. Gökalp’e göre Türk devlet geleneği oldukça kadim bir örgütlenme tecrübesine dayanmaktadır. Bunun zemininde ise Türklerin milli kültürleri, dayanışma kabiliyetleri ve hukuk düzenine sahip olmaları yatmaktadır. Gökalp, Türk devletinin sahip olması gereken nitelikleri ise Türk kültürünün, İslam dininin ve Batı medeniyetinin uyumluluk arz ettiğini düşündüğü unsurlarının milli bir hassasiyet taşıyan senteziyle ortaya koymuştur.
Türkiye Cumhuriyeti’nin Gökalp’in görüşlerindeki maddi ve manevi unsurların ışığında incelenmesine çalışılmıştır. Sonuç itibariyle Gökalp tarafından devletin toplumsal, hukuki ve iktisadi süreçlerle şekillendiğinin düşünüldüğü, siyasal irade ile hayat bulan bir araç olarak tanımlandığı ve toplum hayatı üzerinde tek başına belirleyici olarak görülmediği kanaatine varılmıştır.
Bu zor zamanlarda fikirsel ulaşımı sağlamak için birbirinden değerli sekiz esere imza atmış, onlarca şiir ve makaleler yazmıştır.
Büyük Mütefekkir 25 Ekim 1924 de İstanbul’da dünya hayatından Dar-ı Beka alemine irtihal etmiştir. Kutlu Tin’i uçmağ olsun.