Ne Verirsen Elinle

YAVUZ GEZER

17-04-2025 11:29

Zannetme bu dünya seninle döner,

Sen yoksan saatler durur zannetme.

Zannetme sen gidersen yıldızlar söner,

Gelmezsen denizler kurur zannetme.

 

Bir gün yorulursun yol bile olsan.

Denize kadarsın sel bile olsan.

Olmaz ya, dikensiz gül bile olsan,

Güller hep tomurcuk kalır zannetme.

Cahit ZARİFOĞLU

Baban için ya da annen için "tahtadan kaşık oyarsan, çocuğun da senin için öyle bir kaşık oymak için ağaç arar", öyle anlatırdı (babaannem) nenem. Sanırım büyükler için hak ettikleri saygıya vurgu yapan bir kıssadan hisseydi anlatmaya çalıştığı.

Onlar seferberlik çocuklarıydılar...

Kaybettikleri; anne, baba, kardeş ve ailelerinin diğer büyüklerinin tüm hasreti ve özlemlerinden dönüştürdükleri sevgiyi çocuklarına ayrımsız, eşit dağıtmışlardı ve bu sevginin arasında kimseyi sokmak istemezlerdi.

Gelin ve damatlar, çocuklarının korunması gereken kişilerdi adeta. Çünkü aralarında sürekli bir çekişme vardı Özellikle babaannemin...

Belki de çok genç kaybettiği oğlunun, yüreğindeki sızısıydı buna sebep...

Annemin gözlerinde görürdüm babaannemin hırçın silkeleyişlerinden kaynaklanan hüznü. Ama hiçbir şey anlatmaz, çoğunlukla gözyaşlarını saklardı.

Sık sık dert ortağı küçük halamı ziyarete giderdi. Elimden tutup benimle birlikte...

Nenemle ilgili konuşmalarına için için kızardım ve bu sebeple çoğu zaman gitmek istemez ve annemin üzülmesine içim acısa da itiraz ederdim.

Bugün olsa...

Dünyanın öbür ucunda dahi olsa...

Elini tutmak, kokusunu ciğerlerimin en alt hücresine çekmek için,

Koşulsuz, şartsız, uçarcasına giderdim.

Babam! Babam için;

Dünyanın tüm yükünü omuzlarıma yükleseler, of! demezdim.

Biliyor musunuz? Ben şanssız şanslılardanım! Küçük yaşlarda kaybettiğim çok genç iki insan için...

Onları ne kendim ne de ailem (eşim, oğlum ve kızım) kırmadığımız kıramadığımız için.

Bugün size bir annenin hüzünlü hikayesini alıntılayarak anlatmaya çalışacağım.

Babası öldükten sonra biz karı koca çalışıyoruz seninle ilgilenemeyiz bahanesiyle 80 yaşındaki hasta annesini huzurevine yatıran oğlu çok seyrek de olsa annesini ziyarete gidiyordu.

Yaşlı kadın oğlunu dünyaya getirdiğinde tam 40 yaşındaydı. Bundan önceki çocukları yaşamamış bu oğlunu da kurbanlar keserek büyütmüştü. Tek evlatlarıydı. Bir şey olacak diye üzerine titriyor oğlunu bütün kötülüklerden korumaya çalışıyordu. Oğlu o gün huzurevinden bir telefon aldı. Telefondaki ses "anneniz ağır hasta.  Her an ölebilir. Sizi görmek istiyor." dedi. Oğlu hemen acele ile arabasına binip oraya gittiğinde annesinin zor nefes aldığını gördü. Eli kolu hareket etmiyordu. Oğlu annesinin ölmek üzere olduğunu anlamıştı. Annesinin ellerine yapışıp "annem sakın beni bırakma. Senin için ne yapabilirim annem ne olur bir ses ver" dedi. Anne ise feri sönmüş gözleriyle uzun uzun oğlunun gözlerinin içine baktı. Zor duyulur kısık bir sesle "oğlum artık çok geç ama, isteseydin çok şey yapabilirdin." dedi. "Ama yapmadın, yapamadın! Biliyor musun? Çoğu akşam yemek yetişmediği için aç yattım. Buzdolabım yoktu, bir bardak soğuk suya hasret kaldım. Ağzımı şapırdatarak yemek yedim diye beni burada hor gördüler. Sıkıldığımda temiz havaya çıkaranım olmadı. Ve en kötüsü de altımı ıslattım diye bana burada zulmettiler. Yemek yerken üstüme döktüm beni hırpaladılar. Hatta hiç acımadan dövdüler. Ayda bir kere banyo yaptırdılar. Kirden vücudumda yaralar oluştu. Gelip de yaramı saran, nasılsın? diyen olmadı evladım.

Bana bunu yapanlar, arkası kuvvetli olanlara bunu yapamadılar. Çünkü onların ilgilenenleri vardı. Evlatları geliyordu. Sevenleri vardı. Her gün ziyaretlerine geldiler. Ben ise hep yalnızdım, kimsesizdim, sahipsizdim. Yapayalnızdım! Oğlum. Sanma ki yalnızlık kimsesizliktir.

Asıl yalnızlık, kimsen varken kimsesiz kalmaktır. Biliyor musun?..

En çok da sevgisizlik acı verdi bana. İnsan her zaman eceliyle ölmezmiş. Bazen de yaşarken ilgisizlik ve sevgisizlik yüzünden ölür oğlum.

Sen büyürken, ben bütün sevgimi verdim sana. Gözünden akan bir damla yaşa kıyamadım. Ayağına taş, gözüne yaş değmesin diye yıllarca uğraştım. Sen küçücük bir çocukken seni hiçbir yere bırakmazdım. Ben seni hiçbir yere bırakmazdım biliyor musun?

Öyle savunmasızdın ki, öyle masumdun ki, kimseye güvenip bırakamazdım seni. Yanımdan hiç ayırmazdım.

Hatırlar mısın? İlkokula gittiğin o yılları. Kışın kuzine sobası yakardım, sen seversin diye Sen gelmeden yemeği hazır eder ve sobanın üzerine koyardım. Sen seviyorsun diye sobanın fırınında birkaç tane küçük patates pişirirdim. Bayılırdın okuldan geldiğinde onları yemeye. Okuldan gelir gelmez hemen sobanın yanına koşardın. İlk işin hemen tencereye bakmak olurdu. Genelde en sevdiğin yemekleri yapardım. Ellerin üşümüş diye avuçlarımın arasına alır onları öper ısıtırdım.

Şimdi beni nasıl olup da tanımadığım insanlara teslim ettiğini düşünüyorum.

Gözden çıkarılmış bir eşya gibi hissediyorum kendimi. Yıpranmış, işe yaramaz. Sen evinde bırak bir odayı, bir köşeyi bile bana çok gördün, masada fazladan bir tabak olsun istemedin. İsteseydin, hiç sesimi çıkarmadan bir köşede otururdum. Sana hiç eziyet etmezdim. Ah be oğlum. Her şeyi sığdırdın da evine bir beni sığdıramadın! Ah kuzum! sen terk edilmiş nedir bilir misin? Terk edilmişlik, ölmeden mezara konmuşluktur.

Ölene imrenilir mi hiç? Ben her gün imrendim, imreniyorum.

Kimin öldüğünü duysam "Allah'ım darısı başıma" diyorum. Hayaller, umutlar, mutlu zamanlarmış. İnsanı ayakta tutan. Onlar yoksa zulüm oluyormuş yaşamak.

İşte böyle!

Artık her şey için çok geç. Senin benim için yapacağın hiçbir şey kalmadı.

Ben her şeye alıştım da bir şeye alışamadım oğlum!

Sadece senin özlemine alışamadım.

Feri sönmüş gözlerinden iki damla yaş yuvarlanıp yanaklarında dondu annenin.

Oğlu duydukları karşısında kahrolmuş ne yapacağını bilmez halde "Anne bana bunları neden şimdi söylüyorsun? Daha önce neden söylemedin?" Dedi.

Annesi, "nasıl söylerdim ki, sen beni koskocaman evinde bir köşeye sığdıramamış, bana buraya layık görmüşken nasıl söylerdim." Seni rahatsız etmek istemedim oğlum.

Benim için artık çok geç. Benim için geç de ben asıl senin için üzülüyorum. Çünkü sen yaşlandığında, çocukların seni buraya bırakırlarsa benim dayandıklarıma sen dayanamazsın oğlum.

Unutma ki NE VERİRSEN ELİNLE, O GELİR SENİNLE!" Dedi.

Ve gözlerini kapattı. Belli ki bu onun son konuşması, son vasiyetiydi.

Gücü tükenmişti. Bir saat sonra sıkı sıkı tuttuğu oğlunun eli, ellerinden kayıp düştü.

BİR ANNE DAHA İÇİ ACIYARAK HAYATA VEDA ETTİ...

DİĞER YAZILARI Su Bulunacak 01-01-1970 03:00 İbret Alınsaydı - IV 01-01-1970 03:00 İbret Alınsaydı-III 01-01-1970 03:00 Ve Aleykümselam 01-01-1970 03:00 İbret Alınsaydı- II 01-01-1970 03:00 İbret Alınsaydı 01-01-1970 03:00 Kapak 01-01-1970 03:00 Siyah (Kara) Gül 01-01-1970 03:00 Yüzbaşı Şekip Bir Şehidin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Zor Olanı Yapmak (Takdir Edebilmek) 01-01-1970 03:00 Mesele 01-01-1970 03:00 Pazarlıksız Pazarlık 01-01-1970 03:00 Feraset 01-01-1970 03:00 Sudur Türklüğüm 01-01-1970 03:00 Futbol Manifestosu Üzerine 01-01-1970 03:00 Hayatı Yaşarken 01-01-1970 03:00 Ölüm 01-01-1970 03:00 Ortaya karışık 01-01-1970 03:00 Gönül Yarası 01-01-1970 03:00 Efferim Oğlum Ehmet Saha da Prafo 01-01-1970 03:00 Hüma Kuşu 01-01-1970 03:00 Tomurcuklar Çiçek Açtı 01-01-1970 03:00 Kore Gazileri 01-01-1970 03:00 İz Sürmek 01-01-1970 03:00 Sanatçı ve Zanaatkâr 01-01-1970 03:00 Çanakkale 3 01-01-1970 03:00 ÇANAKKALE-2 01-01-1970 03:00 Çanakkale 01-01-1970 03:00 Çanakkale İçinde Aynalı Çarşı 01-01-1970 03:00 Unutma 01-01-1970 03:00 Demir Kapının Sesi 01-01-1970 03:00 Yazmak Mı Silmek Mi 01-01-1970 03:00 Gözler 01-01-1970 03:00 Atatürk'e ve Cumhuriyete Bağlılığın Yaptırımı Olmaz! 01-01-1970 03:00 Korku 01-01-1970 03:00 Söz Konusu Vatansa 01-01-1970 03:00 Aldatmak... III 01-01-1970 03:00 Aldatmak- II 01-01-1970 03:00 Aldatmak 01-01-1970 03:00 Yılbaşı-Noel- Nardugan 01-01-1970 03:00 Hissetmek... 01-01-1970 03:00 Işığa Tahammül... 01-01-1970 03:00 Halep 01-01-1970 03:00 Yurdum Turan... 01-01-1970 03:00 Anlamazlar Sizi... 01-01-1970 03:00 Düne Nazire - V 01-01-1970 03:00 Düne Nazire- IV 01-01-1970 03:00 Düne Nazire- IV 01-01-1970 03:00 Düne Nazire-III 01-01-1970 03:00 Düne Nazire- II 01-01-1970 03:00 Düne Nazire...- I 01-01-1970 03:00 Halden anlamak 01-01-1970 03:00 Din, Peygamber, Hurafeler- II 01-01-1970 03:00 Din, Peygamberler, Hurafeler- I 01-01-1970 03:00 Din, Peygamberler, Hurafeler- I 01-01-1970 03:00 Yapmayın... II 01-01-1970 03:00 Yapmayın...- I 01-01-1970 03:00 Kahraman Türk Kadınları- IX 01-01-1970 03:00 Kahraman Türk Kadınları- VIII 01-01-1970 03:00 Kahraman Türk Kadınları -VII 01-01-1970 03:00 Tarihte Kahraman Türk Kadınları - VI 01-01-1970 03:00 Tarihte Kahraman Türk Kadınları - V 01-01-1970 03:00 Tarihte Kahraman Türk Kadınları IV 01-01-1970 03:00 Tarihte Kahraman Türk Kadınları - III 01-01-1970 03:00 Tarihte Kahraman Türk Kadınları- II 01-01-1970 03:00 Tarihte Kahraman Türk Kadınları- I 01-01-1970 03:00 Söz... (Vermek)- V 01-01-1970 03:00 Söz ... (Vermek)-IV 01-01-1970 03:00 Söz....Vermek- III 01-01-1970 03:00 Söz .... Vermek - 2 01-01-1970 03:00 Söz.... (Vermek) - I 01-01-1970 03:00 Hayırsız (Sivri) ada! 01-01-1970 03:00 Kediler ve Gaddar 01-01-1970 03:00 Ortaya Karışık - Daldan Dala 01-01-1970 03:00 Büyüğü Alana Küçüğü Eşantiyon 01-01-1970 03:00 Gel Bakalım Devletin Babası-II 01-01-1970 03:00 Gel Bakalım Devletin Babası- I 01-01-1970 03:00 Bayrama Dair... 01-01-1970 03:00 Şakga Yaptık... 01-01-1970 03:00 Hadee Canım!!! 01-01-1970 03:00 Dedem Atlas 01-01-1970 03:00 Var Ya... (Varya) 01-01-1970 03:00 Emekli... 01-01-1970 03:00 Sevda... 01-01-1970 03:00 Peynir Heç'e Çıktı 01-01-1970 03:00 Zümrüd-ü Anka - II 01-01-1970 03:00 Simurg (Zümrüd ü Anka)- I 01-01-1970 03:00 90 Lira Bindi (Taksi)-10 Lira İndi (Simit) 01-01-1970 03:00 Asker- Saf Anadolu Çocuğu 01-01-1970 03:00 Şehit... 01-01-1970 03:00 Kutsim kızıl saçlım-4 01-01-1970 03:00 Kutsi – Kızıl saçlım 3 01-01-1970 03:00 Kutsi – Kızıl saçlım 2 01-01-1970 03:00 Kutsi...Kızıl saçlım 01-01-1970 03:00 Saatler dursa da akan zaman… 01-01-1970 03:00 Ekşi her zaman ekşi değildir. Bazı ekşiler tatlıdır hıdır ekşi gibi 01-01-1970 03:00 Pamuk tarlaları beyazın lekeleri 01-01-1970 03:00 Orada bir köy var mıymış uzakta? 01-01-1970 03:00 Futbol üzerine – Topumuzu kessinler mi? 3 01-01-1970 03:00 Futbol üzerine – Topumuzu kessinler mi?- 2 01-01-1970 03:00 Futbol üzerine – Topumuzu kessinler mi? 01-01-1970 03:00 Anne, melekler neden beyaz? 01-01-1970 03:00 Nostalji sendromu 01-01-1970 03:00 YETER – YAHU 01-01-1970 03:00 Yas’ın Gölgesinde Cumhuriyet-III 01-01-1970 03:00 Yas’ın Gölgesinde Cumhuriyet- II 01-01-1970 03:00 Yas’ın Gölgesinde Cumhuriyet- I 01-01-1970 03:00 Savaşta çocuk olmak 01-01-1970 03:00 Emeğim 01-01-1970 03:00 Türk – Osmanlı –II 01-01-1970 03:00 Türk – Osmanlı 01-01-1970 03:00 HİLAL VE YILDIZ 01-01-1970 03:00 Onbeşinci gün 01-01-1970 03:00 Ağustos – Zaferler ayı 01-01-1970 03:00 Diken ve gül 01-01-1970 03:00 Ayıyla sohbet 01-01-1970 03:00 Neden ben? 01-01-1970 03:00 Kırk birinci 01-01-1970 03:00 BORDO BEYAZ 01-01-1970 03:00 Kurban 01-01-1970 03:00 Sevdalar; mektuplar, güller 01-01-1970 03:00 Çelik Kaleler 01-01-1970 03:00 Tebessüm 01-01-1970 03:00 Güzel görebilmek 01-01-1970 03:00 Bir şehir ki -III 01-01-1970 03:00 Tıpşor... 01-01-1970 03:00 Kanatsız Melekler 01-01-1970 03:00 Neyiz… Bilinsin! 01-01-1970 03:00 İnsan ve sevgi 01-01-1970 03:00 BUGÜN BAYRAM GÜNÜ DERLER... 01-01-1970 03:00 On Bir Ayın Sultanı – 4 01-01-1970 03:00 On bir ayın sultanı – 3 01-01-1970 03:00 On Bir Ayın Sultanı – 2 01-01-1970 03:00 On Bir Ayın Sultanı – 1 01-01-1970 03:00 Topun sahabı benim – 3 01-01-1970 03:00 Topun sahabı benim – 2 01-01-1970 03:00 Cumhuriyetin aydınlık yüzü; Prof. Dr. Naci Görür 01-01-1970 03:00 Cemre bu sefer insanlığa düşsün! 01-01-1970 03:00 Topun sahabı benim – 1 01-01-1970 03:00 Gitti canımın cananı 01-01-1970 03:00 İmdaaat… 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğa mektup 01-01-1970 03:00 KİMSİN? YA SEN KİMSİN? 01-01-1970 03:00 Özlenen 01-01-1970 03:00 Bir şehir ki… 01-01-1970 03:00 Kırmızı gül her dem olmaz 01-01-1970 03:00 Büyük Abe (Selahattin’in Sıçanları) 01-01-1970 03:00 HARBİYELİ 01-01-1970 03:00