Harput Gazetemizin kıymetli okuyucuları, affınıza sığınarak yazının uzunluğunu da göz önüne alarak konunun önemli noktalarını atlamadan Suriye’de ortaya çıkan son durumu ana temasını bozmadan sizlere aktarmak bilgilerinizi tazelemek istedim.
10 Mart anlaşmalarına uymayan terör örgütü, ne hikmetse hamisi ABD’nin desteğini kaybetme yolunda son kozu Deaşlıları serbest bırakma blöfünüde kullanmış tutmamasıyla Suriye’ye entegre şartını kabul etse de bu anlaşmada kolu kanadı kırık bir şekilde kalmıştır.
Suriye'nin kuzeydoğusundaki durum, özellikle 2026 yılının ocak ayı itibarıyla çok kritik ve tarihi bir dönüşüm noktasına girmiş durumda. Bölgedeki aktörler (ABD, SDG ve Arap Aşiretleri) arasındaki dengeler, sahada yaşanan hızlı askeri kayıplar ve siyasi müzakerelerle yeniden şekilleniyor.
İşte en son gelişmeler ve varılan anlaşmaların özeti:
1. SDG ve Suriye Geçici Hükümeti Arasındaki "Ateşkes ve Entegrasyon" Anlaşması
18 Ocak 2026'da Suriye Geçici Hükümeti Başkanı Ahmed el-Şara ile SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi arasında, ABD arabuluculuğunda tarihi bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmanın temel maddeleri şunlardır:
Tam Entegrasyon: SDG'nin askeri ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegre edilmesi kararlaştırıldı. SDG savaşçılarının "bireysel bazda" Suriye ordusuna katılması öngörülüyor.
Bölgelerin Devri: SDG’ Rakka ve Deyrizor illerindeki askeri ve idari kontrolü, ayrıca tüm sınır kapılarını ve kritik petrol/doğalgaz sahalarını merkezi hükümete devretmeyi kabul etti.
Kürt hakları: Buna karşılık, hükümet Kürtçeyi ulusal dil olarak tanıdı, Kürtlerin anayasal haklarını güvence altına alan bir kararname yayımladı ve Haseke ile Kobani için özel statü düzenlemeleri sözü verdi.
2. Arap Aşiretlerinin Rolü ve Saf Değiştirmesi
Arap aşiretleri, bu süreçte SDG üzerindeki baskıyı artıran en önemli yerel güç haline geldi:
Ayaklanma ve Saf Değişimi: Rakka ve Deyrizor hattındaki birçok Arap aşireti, SDG yönetiminden duydukları memnuniyetsizlik (zorunlu askerlik, yerel yönetimdeki dışlanmışlık hissi vb.) nedeniyle SDG'den koparak Şam yönetimine bağlılıklarını ilan etti.
Hızlı Çözülme: Aşiretlerin SDG'ye karşı ayaklanması ve hükümet güçlerine yol açması, SDG'nin bu bölgelerdeki hakimiyetinin sadece birkaç gün içinde çökmesine neden oldu. Bu durum, SDG'nin pazarlık gücünü büyük ölçüde zayıflattı.
3. Amerika Birleşik Devletleri'nin Tutumu
ABD'nin bölgedeki stratejisinde belirgin bir eksen kayması gözlemleniyor:
Desteğin Azalması: ABD, SDG'yi uzun süredir "DEAŞ ile mücadele ortağı" olarak görse de Suriye'nin toprak bütünlüğü ve istikrarı için SDG'nin merkezi hükümetle anlaşmasını teşvik etmeye başladı.
Arabuluculuk: Son anlaşmanın (18 Ocak 2026) ABD'nin özel temsilcisi Tom Barrack'ın arabuluculuğunda imzalandığı ve ABD'nin "Birleşik bir Suriye" hedefi doğrultusunda bu entegrasyonu desteklediği belirtiliyor.
4. Sahadaki Son Durum (Ocak 2026)
Toprak Kayıpları: SDG, kontrol ettiği alanların yaklaşık %40'ını (özellikle Arap çoğunluklu bölgeleri ve enerji kaynaklarını) kaybetti.
Ateşkes İhlalleri: Anlaşmaya rağmen Tabka ve çevresinde yer yer çatışmaların sürdüğü bildiriliyor. Taraflar birbirini ateşkesi ihlal etmekle suçluyor.
İnsani Durum: SDG'nin el-Hol kampı gibi kritik noktalardan çekilmesi ve bazı cezaevlerinin kontrolünün değişmesi, güvenlik boşluğu ve insani kriz endişelerini de beraberinde getiriyor.
Özetle: Suriye'de SDG'nin özerklik yapısı sona erme aşamasına gelmiş, Arap aşiretlerinin desteğini alan merkezi hükümet Fırat'ın doğusunda büyük bir hakimiyet kurmaya başlamıştır. ABD ise bu süreci, SDG'nin devlet sistemine entegre olması üzerinden yönetmeye çalışmaktadır.
Suriye'de son günlerde (Ocak 2026) Şam yönetimi ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan 14 maddelik kapsamlı anlaşma, bölgedeki dengeleri kökten değiştirebilecek bir gelişme olarak görülmektedir. Türkiye, bu durumu hem bir "stratejik kazanım" hem de "temkinli bir beklenti" ile karşılamıştır.
İşte anlaşmanın detayları ve Türkiye’nin bu durum karşısındaki güncel tutumu:
1. Anlaşmanın Temel Maddeleri
18-19 Ocak 2026 tarihlerinde sağlanan bu mutabakata göre:
Tam Entegrasyon: SDG'nin tüm askeri ve güvenlik personeli, bireysel bazda Suriye Savunma ve İçişleri Bakanlıklarına dahil edilecek. Bu, SDG'nin özerk bir silahlı yapı olarak varlığının sona ermesi anlamına geliyor.
Bölgesel Kontrol: Deyrizor ve Rakka tamamen Şam yönetimine devredilecek. Haseke'de sivil kurumlar merkezi hükümete bağlanacak, ancak Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerde yerel güvenlik ve idari temsil hakları (Valilik gibi) tanınacak.
Sınır Güvenliği ve Kaynaklar: Tüm petrol/doğalgaz sahaları ve sınır kapıları Şam yönetimine devredilecek. Suriye ordusu Türkiye sınırına yerleşecek.
PKK Şartı: Anlaşma uyarınca Suriyeli olmayan PKK unsurlarının bölgeden çıkarılması öngörülüyor.
2. Türkiye'nin Tutumu: Memnuniyet ve Şartlı Destek
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen son açıklamalara göre Türkiye’nin tavrı şu şekildedir:
Terörden Arındırma Önceliği: Türkiye, SDG'nin (YPG'nin ana omurgası olduğu yapının) dağıtılmasını ve ağır silahlarının merkezi hükümete devredilmesini en başından beri talep ediyordu. Bu anlaşmanın, PKK'nın bölgedeki kurumsal varlığını sona erdirmesi durumunda Türkiye için büyük bir başarı sayılacağı vurgulanıyor.
Toprak Bütünlüğü Vurgusu: Ankara, Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunmasını ve "ayrılıkçı yapıların" (kantonlar, özerk yönetimler) ortadan kalkmasını destekliyor. Bu anlaşmanın, Suriye'nin birliğini sağlaması yönüyle olumlu olduğu ifade ediliyor.
Uygulamada Kararlılık: Türkiye, anlaşmanın sadece bir "isim değişikliği" (rebranding) olmaması konusunda uyarıda bulunuyor. Eğer terör unsurları ordunun içine sadece üniforma değiştirerek sızarsa, Türkiye'nin güvenlik endişelerinin devam edeceği ve sınır ötesi operasyon seçeneğinin masada kalacağı belirtiliyor.
Diplomatik Destek: Türkiye'nin son dönemde ABD ve Şam ile yürüttüğü mekik diplomasisinin bu anlaşmanın zeminini hazırladığı değerlendiriliyor. Özellikle Trump yönetiminin de bölgeden çekilme eğilimiyle beraber Ankara, Şam'ın otoritesini sınırda görmeyi "terör yapılanmasına" tercih ediyor.
3. Öne Çıkan Riskler ve Beklentiler
Türkiye, sürecin şu noktalarını yakından takip ediyor:
Sınır Güvenliği: Suriye ordusunun sınırda ne kadar etkin olacağı ve Türkiye'ye yönelik sızmaları engelleyip engelleyemeyeceği.
Mültecilerin Dönüşü: Bölgenin Şam kontrolüne geçmesiyle birlikte, Türkiye'deki Suriyelilerin bu güvenli bölgelere dönüşü için yeni bir koridor açılıp açılmayacağı.
İran Etkisi: SDG'den boşalan alanların İran destekli gruplar tarafından doldurulması ihtimali Türkiye'nin istemediği bir senaryo.
Özetle; Türkiye bu anlaşmayı, güney sınırındaki "terör koridoru" riskini bitirmek için tarihi bir fırsat olarak görüyor ve Şam yönetiminin kontrolü tamamen devralmasını destekliyor; ancak uygulamayı sahada doğrulamadan tam güven mesajı vermekten kaçınıyor.
Netice itibarı ile ABD bir kez daha Ortadoğu’da Kürtleri önce ayaklandırmış sonra yüz üstü bırakmıştır Terör örgütü ve mensupları yandaşları ihaneti ihanetle ödemiştir. Selam ve saygılarımla.
