Harput gazetemizin değerli okuyucuları;
Ebû Hanife, bütün zorlamalara rağmen Emevî ve Abbasî saltanat sahiplerine boyun eğmemiş, yönetim anlayışını onaylamadığı Abbasi Devleti'nin ikinci halifesi Mansur, Ebu Hanife’yi Bağdat'ta hapsettirip işkence ettirmiş ve zehirleterek öldürtmüştür.
İmâm-ı Azam Ebû Hanife, Ehl-i Sünnet ‘in amelî mezheplerinden biri olan Hanefî mezhebinin kurucusudur. Asıl ismi Numan bin Sabit olan bu büyük İslam âlimi, hicrî 80 (milâdî 699) yılında doğmuş ve hicrî 150 (milâdî 767) yılında Bağdat’ta şehit edilmiştir.
Babası Sabit, Hazret-i Ali (r.a.) ile görüşmüş, onun hayır duasını almıştır. Böylece, soy olarak da feyizli bir nesilden gelmiştir.
İmâm-ı Azam, yalnızca fıkıh ilminde değil, aynı zamanda Ehl-i Sünnet akaidini korumak için büyük mücadeleler vermiştir. Dehrîler, Şiîler, Mutezileler gibi batıl fırkalarla ilmi münazaralar yapmış ve ehl-i sünnet çizgisini savunmuştur.
Kelâm, fıkıh, hadis, tefsir gibi ilimleri sistemleştirmiş ve bu alanlarda temel kaideleri belirlemiştir.
İmamı Âzam ilim ve irfan kapısıydı, amacı cehaletle savaşmak din adına dikte edilen anlayışlarına karşı durmak milleti bu cehalet ağından kurtarmaktı ilk paragraf tada belirtildiği gibi Emevî, Abbasi din anlayışının insanları kuran yolundan ayırıp emirler ve isteklerle oluşturulan din anlayışına karşı korumaktı.
İmâm-ı Azam, zehirlendiğini anlayınca, zindanda ziyaretine gelmiş öğrencilerine, "Ölünce beni gasp edilmemiş bir toprağa gömün!" diye vasiyette bulundu ve vasiyetnamesini yazdırdı;
Bu vasiyetin dikkate alınması ve iyice incelenmesi mühimdir.
1-Arap olmayan Müslümanların, anadilleri ile ibadet etmeleri meşrudur.
2-Bir insanının mümin olduğunu ibadeti belirlemez.
3-Kimin cennete veya cehenneme gideceğini Allah'tan başka hiç kimse bilemez.
4-Beşerî (insani) ilişkilerde dindarlık ölçü değildir.
5-Namaz kıldırdığı için para almak helal değildir.
6-İmana dair son sözü Allah söyler.
7-Din için toprak gasp etmek (mülkiyeti başkasına ait bulunan bir malı zorla almak) meşru değildir.
8-Evlenme ve eş seçme hakkı kadının kendisine aittir.
9-Arapça kutsal dil değildir, kutsal olan anlamdır.
10-Allah'ın elçileri, Allah'ın kitabına aykırı konuşmazlar.
11-Kur’ana ve akla aykırı rivayetler, kaynağı ne olursa olsun reddedilir.
12- İslam'da evliya diye bir sınıf yoktur, müminler Allah'ın evliyasıdır (dostudur).
13- Cinayetin cezası, mümin ve kafir için aynıdır.
14-Haram para ile hasenat (hayır işleri) yapılmaz.
15-Zulüm yapan idareciye hediye verilmez, hediyesi alınmaz.
16-İyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak farzdır.
17-İslam akıl ve vahiy dinidir. Aklı olmayanın dini de yoktur.
İmâm-ı Azaminanç anlamında gasp edilmiş topraklardan bahsediyor burada, Önemli bir dip not bırakırsak bir sohbeti sırasında sormuşlar ya İmam sizin münazaralarda yenildiğiniz oldumu? sorusuna evet demiştir dinleyenlerin hayretle karşıladıkları bu cevaba kim? bu diye ikinci bir soru sorulduğunda ‘’CAHİLLER’’ cevabını vermiştir.
Nasihatinin devamında onlardan uzak durun tavsiyesinde bulunmuştur, o günde bugün de durumun aynı olduğunu ne kadar net olduğunu görebiliyoruz.
Hazreti Resulullah vasıtasıyla gönderilen Kuranı kerim anlayışının çok uzağında İndirilmiş din yerine, uydurulmuş bir din anlayışının tam merkezinde bir din yaşanmaktadır, tıpkı Emevî, Abbasi dönemlerinde olduğu gibi siyasallaşmış güç merkezli din anlayışı içerisindeyiz.
Mensubu bulunduğumuz dinin ilk kelamı ‘’oku’’ iken böyle bir cehaletin içine nasıl düşürüldük sizce?
Rabbim bize cehalet çemberinden bir an önce kurtulmayı ilim yolunda ilerlemeyi nasip etsin. Selam ve Saygılarımla.
