Harput gazetemizin kıymetli okurları sağlık sorunlarım ve özel durumlardan kaynaklanan iki haftalık ayrılıktan sonra tekrar sizlerle olmanın huzuru içerisinde sizlerle bugün Yüce dinimizin Hazreti Resulullah’a ondan da insanlığa tebliğinden itibaren o mükemmel ve yaşanması kolay dinin kimler tarafından tabanının nasıl kaydırıldığına, İndirilmiş yüce bir dinin nasıl uydurulmuş bir yapıya döndüğüne dair hatırlatmalarda bulunacağım.
İslam ve Müslümanların fark edilmeyen en büyük problemi, Kureyş kabilesinin iki kolu olan Beni Ümeyye oğulları ile Haşim’i kollarının, hâkimiyet mücadelesidir.
Bir hayat nizamı olan İslam, insanların hayatlarına kazandıracağı mutluluk ve saadeti sistemleştirerek, ilahi adaletin yeryüzünde icrası, insanın barış içinde yaşaması, İ’layı kelimetullah (Allah’ın adının yeryüzünde yüceltilmesi), görevine en büyük engel, peygamber efendimizin vefatından sonra başlayan, günümüze kadar da devam eden Haşimi ve Emevîlerin amansız iktidar ve hâkimiyet mücadelesidir.
Emevîler, Kureyş kabilesinin önemli bir koludur. Adlarını, Ümeyye b. Abdi Şems’ten alırlar.
Emevîler; Kureyş’in diğer büyük kolu olan Hâşim oğulları (Benî Hâşim) ile akrabadır. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Haşimoğlularına mensuptur.
İslâm öncesi Mekke’de ticaret, siyaset ve diplomasi sahasında güçlü aileleriydiler.
Emevîler, özellikle Mekke’de zenginlikleri, ticaret ağları ve liderlikleriyle öne çıkmışlardır.
Ancak İslâm’ın ilk yıllarında çoğunlukla İslâm’a karşı çıkan grupta yer aldılar. Peygamberimizin en amansız ve acımasız düşmanı, Ebu Süfyan, Ümeyye kabilesindendir. Yani Emevîlerin büyüğüdür. Hz. Hamza’nın katilini kiralayan ve şehit ettikten sonra ciğerini yiyen Hindu ile evlendi, onlardan Muaviye bin Ebu Süfyan dünyaya geldi. Muaviye’den ise Yezid Bin Muaviye dünyaya geldi. Hz. Ali, savaş ve gazvelerde, Ebu Süfyan’ın yakınlarından önemli savaşçılarını savaş esnasında öldürdüğü için ona karşı büyük bir intikam besledikleri de bilinmektedir. Ehli beyte karşı olmaları birazda bu intikam duygusundan kaynaklanmaktadır.
Hz. Peygamber’e muhalefet edenlerin arasında Ebu Süfyan (Ümeyye oğullarının lideri) en önde gelen isimdi.
Mekke’nin fethinden sonra Emevîlerin ileri gelenleri İslâm’ı kabul ettiler. Bu kabul edilişin altında genelde can, mal korkusu ve Mekke’den başka yerde yaşama imkânı olmadığı gerçeği vardır.
Ebu Süfyan’ın oğlu Muaviye, Hz. Ömer döneminde Şam valiliğine getirildi.
Bu görev, Emevîlerin Suriye’de büyük bir güç kazanmasına zemin hazırladı. Bu sayede, Emevî devleti kuruldu.
Hz. Ali’nin şehit edilmesinden sonra, Muaviye 661’de halife olarak Emevî Devleti’ni (661–750) kurdu ve Başkent Şam oldu.
Merkeziyetçi, güçlü ordu ve bürokrasiye dayalı bir yönetim anlayışı. Kabilecilikle çölde yaşayan Arap bedevi kabileleri de yanına alarak, disiplin altına aldı.
Kuzey Afrika, Endülüs (İspanya), Orta Asya ve Anadolu’ya kadar geniş fetihler yapıldı. Büyük Türkistan katliamı ve ker bela katliamı Emevîler döneminde işlendi. İmamı azam Ebu Hanife Numan bin Sabit, uyguladıkları zulüm siyasetlerine dinen cevaz vermediği için, bu dönemde katledildi.
İlk defa Arapça devlet dili haline getirildi.
İslâm tarihindeki ilk hanedanlık (saltanat sistemi) Emevîler tarafından başlatıldı.
İslâm dünyasında Arap milliyetçiliği (asabiyet) anlayışını öne çıkardıkları için eleştirilmişlerdir.
Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesi (680) Emeviler döneminin en tartışmalı olaylarıdan biridir.
750’de Abbasîler tarafından yıkıldılar. Ancak bir kolu Endülüs Emevîleri olarak İspanya’da 1031’e kadar hüküm sürdü.
Büyük fetihler, devlet teşkilatının güçlenmesi, İslâm’ın geniş coğrafyalara yayılması. Kimi tarihçilere göre, bu durum Emevîlerin tarihte bıraktığı olumlu izlenimlerdir. Ne var ki, Hanedanlık anlayışı, Arap üstünlüğü politikası, Hâşim oğulları ve diğer gruplarla sert siyasi çekişmeler ise olumsuzlukları olarak tarihe geçmiştir.
Emevî anlayışının ünümüzdeki etkileri, en az yaşadıkları dönemin acımasızlığı, anlaşmazlığı, barbarlığı kadar süregelmektedir. Arap şovenizmi, mezhep kavgaları, kabile anlayışı, bütün İslam coğrafyalarında fasılasız süregelmektedir.
1517 Osmanlının Mısırı Fethi ile başlayan ve İslam halifeliğinin şartlı olarak Yavuz Sultan Selime verilerek merkezin İstanbul’a taşınmasıile Osmanlıya ithal edilen iki bine yakın Eş’ari din alimlerinin gelmesi ile, Haşim’i- Emevî kavgasını Türkler arasına da girmesini sağladı. Yavuz dönemi sonrası binlerce Türkmen insanı ve Sait Başer’in ifadesi ile “Türk Müslümanlığı” yorumu yerini Emevî anlayışına terk etti. İlimden kuvvet almayan bir iman, imandan kuvvet almayan bir amel, amelden kuvvet almayan bir mücadele azmi, düşmanlara karşı kazanabilme iradesini ortaya koydu. Fetret, gerileme ve mağlubiyetle duçar olunan zillet, Emevî anlayışının Müslümanlara kestiği gerçek faturasıdır.
1950’den buyana, Türkiye’de, Emevî anlayışının iktidarda bulunması, zilleti yeniden yaşayan, düşmana direnemeyen, İslam tevhit esasının önünde yeni setler kuran bir anlayış ikame edilmiştir.
Bağrından Hacı Bektaş’ı Veliler, Taptuk Emreler, Yunus Emreler, Pir sultan Abdallar, Abdal Musalar daha ismini sayamadığım erenler çıkaran Türk -İslam anlayışında önemli bir yere sahip olan Alevilik dışlanmaya çalışılmış, Alevilik anlayışınında tabanı kaydırılmaya çalışılmış, Türk birliğinin ve büyük Turan davasının da en büyük engel olması sağlanmıştır. Şia, Vehhabi, Alevi, Sünni anlayışı, temel İslami kaynaklardan “mülhem” yapılanmalar değillerdir. Bilakis, Emevî anlayışından neşet etmiştir. Türkiye’de, Alevi- Sünni çatışmasının da bu temelde düşünülmesi konunun anlaşılması bakımından önemlidir. Bilmeliyiz ki; “Devlet Emevîleşirse, Milet’te Bedevileşir.”
Gazetemizin siz değerli okurlarına Selam ve Saygılarımla.
