Hz. Ali (KAV) diyorki ‘’ İnsan Bilmediğinin düşmanıdır’’ Eğitim sistemimizin çarpık ve yalan iddiaları bazı dönemlerde gerçekten hedefine ulaşıyor ve kişi gerçekten araştırma inceleme noktasında bir yapıya sahipse ancak bir dönem sonra gerçeklerle yüzleşip doğruyu öğrenebiliyor, bulabiliyor.
Gerek İlk– Orta eğitimlerinde gerekse çevrenin öğretilerinde Hatai’ ye Zındık Dediler, Hurufi’ye sapkın dediler Nesimi’ye gavur dediler ve nicelerine neler diyerek insanları yönlendirdikleri yanlış bilgilerile kandırdılar, uydurma tasavvuf alimlerini yükseğe çıkararak gerçek Allah aşıklarını unutturma ve kötüleme yoluna gittiler. Farabi, İbn-i Sina, Burun’i gibi Büyük Türk Filozoflarını da benliklerimizden silmek için Arap ya da Fars düşünürler gibi dünyaya tanıtma yolunda girişim ve gayret içinde bulundular.
Türk dünyasının Ahmet Yesevi’sini Hacı Bektaş’ı velisini Yunusunu Nesimi’ sini geri plana alarak Farisi, Arabi, edipleri şairleri ön plana çıkardılar.
Tarih boyunca dünya barışının korunması için özgürlük ve hoşgörü, öyle bir ortamın tesisi için insanların düşünce ve inançlarına saygı göstermesi hoşgörü ile bakması gerekiyordu ama bu hiçbir zaman olmadı.
İnsanlık tarihine baktığımızda savaşların anlaşmazlıkların katliamların, idamların ardında görüş ayrılıklar-inançlar yatmaktadır.
Zamanın otorite gücünün inançları dışında birtakım görüşlere sahipseniz ve bunu dillendiriyorsanız asla hoş karşılanmaz başınızı büyük belalara sokmuş olursunuz işte böylece kendilerince uygun buldukları maddi manevi her türlü baskı, işkence, zulüm ile mükafatlandırılırsınız.
‘’Tanrı iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanlarını kullanır, Yeryüzündeki kötü insanlar kendi iradelerini hakim kılmak için Tanrıyı kullanır’’ cümlesi olayı ne kadar açık anlatıyor.
Kişiliğini Tanrısal öz, anlamsal derinlik, yeni bir bakış ve coşku ile dile getiren ‘’ Söz ağızdan çıkıncaya kadar senin esirin, ağızdan çıktıktan sonra sen onun esirisin’’ deyişine kurban edilen Bektaşiliğin yedi ulu ozanından biri olarak sayılan Nesimi işte onlardan biri, dönemlerinin resmi ideolojilerinin gayreti ile, kıyımına uğrayan ozanlarla ilgili gelecek nesillere bilgi birikim kalmasın diye gayret sarfedilmiş, yok edilmeye çalışılmıştır. Yalan yanlış bilgilerin ulaşması için emek sarfedilmiştir.
Tam adı Seyyid İmameddin olan Bağdat yakınlarında Nesim kasabasında doğması, şiirlerinde Nesimi imzası kullanması ile bu adı almıştır. Bazı kaynaklarda Diyarbakırlı, Bağdatlı, Azerbaycan Şamahılı, Tebrizli olduğuna dair değişik bilgiler vardır, ancak kesin olan Türkmen olduğu ana dilinin Türkçe olduğudur. Arapça ver Farsçayı iyi bildiği buna rağmen Türkçe konuşup Türkçe yazdığı sabittir.
14. yüzyılları sonları, 15. Yüzyılın başlarında yaşayan nesiminin doğum ölüm tarihleri net değildir.
Azerbaycan’da doğan Hurufilik inancının piri Fazluallah in müridi, Halifesi ve damadıdır, Hurufilik Harflere ve sayılara derin anlamlar atfeden bir sistem üzerine kurulmuştur, Hurufi inançları geleneksel İslam anlayışına ve o dönemdeki diğer dini otoriteler göre farklı ve radikaldir bu da dönemin resmi dini bakış açısına göre tehlikeli ve sapkın ilan edilmiştir.
Hurufilik yolu ileri gelenleri müritleri baskı altına alınmış pirleri katledilmiş, izlerinin gelecek nesillere gelmesi engellenmeye çalışılmıştır böylece bugüne nakli sınırlı kalmış, bilmemizi istedikleri kadarını istedikleri kadarını öğrenmişiz tarihsel ve kültürel açıdan hala ilgi çeken bu yol Nesiminin yürekten benimsediği yoldur, büyük bir ihtimalle Nesimi olmasaydı Hurufilik başlamadan bitebilirdi.
Fazluallahın Türk İslam anlayışına tahammülü olmayanlar tarafından öldürülmesi ile Türkçe şiirleri ile çok iyi tanındığı Anadolu’ya 1. Murat zamanında gelen Nesimi önce Bursa’ya oradan Halep’ e gitti. Şiirleri dillerden diller dolaşan Nesiminin Fedakârlık, Cesaret ve Mertliği bilgisi ile insanların ufuklarının nasıl açıldığı bakış açılarının ne kadarda netleştiği bir dönemde neden vahim bir şekilde katledildiği aşikârdır, din simsarlarının işine gelmediği için katledilmiştir ve gelecek nesillere bütün yanlış anlatımlara rağmen katledildiği yer ilim irfan sahiplerinin ziyaretgahı olmuştur.
Günümüzün din anlayışı ile ne kadar bağdaşıyor değil mi, Hazreti Resulullah’ın vefatından sonra İslam’a siyasal bakışın ve bu bakış açısı ile yönetmede 1400 yıldır hiçbir gelişme değişme olmamış.
Harput Gazetemizin değerli okuyucularına selam ve saygılarımla.
