Ailelerimizin bizlere yapmadığını veya yapamadıklarından çocuklarımızı mahrum etmeyelim modeli gelişmeyi sağlamak ve hızlandırmak niyeti ile yapıldığını düşündüğümüz müfredat değişiklikleri ile öğretimi katkı yapmaya çalışırken eğitimi çok gerilerde bir yerlerde unuttuğumuz kesin artık.
Sorumluluklar verilmeden her şeye çabuk ve kolay ulaşma tutkusu içerisinde büyüyen çocuklar gerek teknoloji gerekse ebeveynlerin iyi bir şey yaptığını zannederek bu yoldaki gayreti geleceğimizin teminatı olduğuna inandığımız çocuklarımızı neye dönüştürdüğünün farkında bile değil.
Yaşamın neresinde nasıl bir zorlukla karşılaşacağını bilmeye çocuklarımız ayağına takılan ilk taşla yerle bir oluyor ilk esinti de nereye gittiği belli olmadan savruluyor artık ayakları sağlam zemine basamıyor düştüğü yerden kalkamıyor küçük yaştan itibaren çeşitli sendromlar içinde büyümeye başlıyor ve korumaya çalıştığımız sendromlar hayatının değişmezleri oluyor.
Dün eti de kemiği de senin diye teslim edildiğimiz öğretmenlere atını itini nallayarak saldıran ebeveynler çocuklarına biraz büyüyünce beni takip et dercesine rol model oluyor. Bu öğrenci gelecek öğretim yıllarında eline geçecek her fırsatta tedarik edebildiği silah sayılabilecek cisimlerle saldırıyor.
Aldığı şiddet öğretisi ile bunu Okulda, Evde, Sokakta rast geldiği savunmasız herkese karşı yapacak duruma geliyor, sonuçta nefesini ya karakolda, ya da hastanelerde alıyor.
Var olan ama düne kadar bu kadar sıkça gündeme getirilmeyen bu konu en son Özel bir okul müdürümüzün katledilmesi ile pandora’nın kutusu açılmış olacak ki yetkili ve etkili kişiler tarafından da dillendirilmeye başlandı.
Milli Eğitim Bakanının aynı gün yirmi bin öğretmen alımı yapılacak açıklaması komik bir rüşvet kokusu gibiydi.
Özel bir lisede 74 yaşında eğitimciliğe devam eden İbrahim OKTUGAN katledildi.
(Öğretmenliğin elbette ki yaşı yoktur ancak buna mecbur bırakılan öğretmenlerimizin bu sorunu ayrı bir konu olduğu için dokunmadan devam ediyorum.) Geçmişte terör örgütlerinin dağdan inerek yaptığı katliamlar artık metro kentlerimizde çok kolayca yapılabiliyor, silah ada onu kullanacak beyni uyuşmuş insan bile denilemeyecek varlıklara rastlamak zor değil bunu mülteciler sığınmacılar arasında da görmek zor değil.
Yetkililerin ırkçılık, ensar, muhacir tabirleri ile olayları yumuşatması veya sertleştirmesi konunun geldiği noktayı değiştirmiyor, hele il müdürü katledilen müdürün cenazesi başında aynı yönde nutuk çekmesi ilginçti. Yani olayın sonunda meselenin ana kaynağına inmek ve çözüm üretmek yerine herkes aynı notaları icra ediyordu.
Elbette bir eğitimcinin üç okul değiştirmiş önceki okullarında cinayet işlemese de belli konulardaki uyumsuzluğu göz ardı edilemez. Bu da göçmenlerin topluma entegresinin yapılması konusunda ilgisizliği beceriksizliği ön plana çıkarıyor, on yedi yaşındaki bir kişinin silaha bu kadar kolay ulaşabilmesi ve insan öldürmeye teşebbüs etmesi de ayrıca incelenmeli ve değerlendirilmelidir.
Okullardaki güvenlik önlemlerinin öne sürülerek olayı buraya bağlanması işin kolaycılığına kaçmaktan başka bir şey değildir mesele kültürel ve ahlaki yönden zayıf saygı ve sevgiden uzak bir neslin yetişmesinden kaynaklanıyor. Bu meselenin asıl çözümü temellerin sağlam atılarak aileden başlayan okulda gelişen çevreyle donatılan bir eğitim sisteminin bir an önce hayata geçirilmesiyle çözülür ancak.
Öğretimde yapboz tahtasına çevrilen müfredat değişiklikleri ile zemininden kaydırılmış Milli Eğitim sistemimiz çökertilmeye devam ederken topluma iyi bir birey yetiştirme yolunda hem aileler hem de eğitim sistemi sınıfta kalmaktan daha öte dibe doğru gidiyor.
Uyuşturucu, kolay yoldan para kazanma, ailedeki ve okuldaki gevşek disiplin ile illegal zeminlere itilen gençlik freni patlamış tır gibi kendine ve çevresine verdiği yıkımla bilinmezliğe doğru kontrolsüz bir şekilde yol almaya devam ediyor.
Öğretim kısmı kesinlikle her zaman hayata geçirilebilir ve öğretilebilir ancak sık sık müfredat değişikliği şiddet üzerinde ne kadar etkili olacak, usulde tarif edilen yetkin, erdemli insan yetiştirme hedefi esas amaç olmalı bu yönde gayret gösterilmelidir, öğretilen ile öğrenilen arasındaki fark incelenmeli ve çözüm oluşturulmalıdır.
Eğitim ve Öğretime talip olanlar Hz.ALİ (KAV) “BANA BİR HARF ÖĞRETENİN KIRK YIL KÖLESİ OLURUM” düşüncesinde olmalıdır.
Bu yazının gerekliliğinden yola çıkarak ilköğretimde beş yıl emek veren Gül ÖZEL hanımefendi öğretmenime öğretim sürecinde emeği geçen ve hala muhtacı olduğumu düşündüğüm bütün hocalarıma Saygı ve Selamlarımı sunuyorum...
