Toplumsal çöküş önce yargıda başlar, sonra diğer alanlara sirayet eder. Bulaşıcı bir hastalık gibi yayılır, kuralsızlık, çıkarcılık her şeyin önüne geçer.
Bugün yaşanan budur!
Adalet tatile çıkınca devlete güven ortadan kalkar, herkes kendi yargısını oluşturmaya başlar.
Böyle toplumlara korku siyaseti hakim olur, “biz gidersek ülke iyice batar” söylemi ön plana çıkar, kötünün kötüsünden kurtulmak için kötü tercih edilir hale gelir.
Devlet mekanizmasında bozulan her aygıtı düzeltecek olan adalet kurumudur.Sınırı ihlal edenleri ceza yoluyla sınır içine çekecek olan yargıdır.
Bugün esefle belirtelim ki, böyle bir yargı yok. Uluslararası endekslerde yargıya güven yerlerde sürünüyor. Bu algı yüzündendir ki,yabancı sermaye gelmiyor, yerli sermaye önünü göremiyor, diğer ülkelerin iki üç katı faizle dış borç alınıyor.
Cumhuriyet tarihinde hiç bir hükümet bu kadar borçlanmadı, bu kadar faiz yükü altına girmedi. İçerde “ faiz haram, sana bana ne oluyor,” retoriği ile vatandaş yemlenirken, dışarıda yüzde 7/8’lerle borç aranıyor.
Bugün artık adaletle ekonomi arasında doğru bir ilişkinin olduğu genel kabul gören bir durum. Para adaletin olduğu yerde kendini güvende hisseder. Adaletin olmadığı yerden firar eder. Son yıllarda bazı firmaların Mısır’a,İngiltere’ye ve diğer ülkelere taşınmasının arkasında bu güvensizlik var.
Ekonomi işte bunun için düzelmiyor, bunun için kriz gittikçe derinleşiyor. Her gün yeni bir vergi biçiminin yaratılması, üretim yerine vatandaşın cebine musallat olunması, türlü suçlamalarla bazı şirketlerin, hatta mütefiklerin mal varlığına el konulması adaletten uzaklaşmanın topluma yüklediği maliyetlerdir. Kayırmacılık, rüşvet, hırsızlık hukukun duvarlarının yıkılması sonucu yaygınlaşan hastalıklardır. Dış basında ihalelerde nasıl bir rüşvet çarkının döndüğüne dair sayısız yazı ve makale çıktı. Milli varlığımızın çapını hesap edemediğimiz büyük bir kısmı çalındı. Genel kaidedir; hırsızlar çalacak bir şey kalmayınca birbirinden çalmaya, birbirine çökmeye başlarlar.
Bütün bunlar İslami bir söylemle hem perdelendi, hem meşrulaştırıldı. İslam,bazıları için bir din, bir ahlak düzeni, bazıları için geçim kaynağıdır.Onun arkasına saklanıldıkça ona olan güven ve imanı da zedelediler.
Din bu değildir; Hz. Ömer’den bir örnekle bitirmek istiyorum: Hz.Ömer’in oğlu Ebu Şahme( Abdurrahman) Mısır’da ikamet ederken içki içer. Sonra pişman olur, Vali Amr İbn As’a giderek kendisine içki cezasının uygulanmasını ister. Amr İbn As, bir ayrıcalık yaparak cezayı toplum önünde değil, Abdurrahman’ın evinde uygular. Durumdan hz. Ömer’in haberi olur, ceza evde uygulandığı için çok kızar. Oğlu Medine’ye dönünce açık alanda aynı cezayı bir defa daha tatbik eder. Oğlu olduğu için ona tanınan “ gizli cezalandırmayı”kabul etmez. İslam işte budur, suçlular arasında ayırım yapmaz, kimseye iltimas yapılmasını kabul etmez.Bugün güven verici, herkese aynı mesafede bir yargı erkinin olduğu söylenebilir mi? Cumhurbaşkanı ile dağdaki çobanı aynı terazide tartmayan bir yargı adalete değil zulme hizmet eder. Tarafsız, bağımsız, bir adalet dizeni kurulmadıkça bu kriz ve vatandaşı yolma düzeni devam edecektir. Bu mantıkla hiç bir şey düzelmez.Buna itiraz etmeyen bir halkın geleceği de olmaz.
DR. İMBAT MUĞLU
ABD-İRAN SAVAŞI’NIN TÜRKİYE’YE YANSIMALARI
Av. İrfan SÖNMEZ
Yargı bozulunca her şey bozulur!
MUSTAFA DOĞAN
ATAN İLE TUTANIN MAÇI
AHMET VURAL
HAYALLER SOKAĞI
EMRAL CÖMERT
FİLENİN SULTANLARININ DÜNYADA 3. SIRAYA YERLEŞMESİ TESADÜF MÜ?
VAHİT DABAK
MAVİ VATANDA NELER OLUYOR
TUNCER SÖNMEZ
OLACAĞINA VARIR
MURAT AKGÜL
KOMŞU İKİ KARDEŞ TAKIM
PROF. DR. HİKMET ESEN
Güneş Var; Sıra Enerji Aklında
YAVUZ GEZER
Su Bulunacak