Bugünün sorunlarının cevabını dünde aramak,dünü kutsamak, dün söylenenleri bütün
zamanların çözüm kaynağı olarak görmektir.
Doğru olan dünden kopmadan bugüne bakmak, her günün başka bir gün olduğu idrakiyle hareket etmektir.
Her başka gün, başka başka sorunlar ve tabi başka başka çözüm arayışları demektir. Bu düşünce biçimi bizi iki sonuca götürür,birincisi toplumsal değişimi görmek, ikincisi bu değişime bağlı olarak her gün yeniden düşünmek, aklı hep devrede tutmaktır. Her sorunun cevabı geçmişte verilmiştir dediğiniz zaman artık akla ihtiyaç kalmadı demiş olursunuz.
Bugün İslam toplumlarının çoğu din diye kutsallaştırılmış bir geçmişi bugüne taşımaya çalışıyor.Şimdi de değil, geçmişte yaşıyor gibi hareket ediyor.Ortaçağın fetvaları ile günün meselelerine çözümler arıyor.Oysa bu fetvaların çoğu, özellikle muamelatla ilgili olanları verildikleri çağın ruhunu,zihniyetini taşıyor.Ulema çağının dışında değil, içinden konuşur, sözü içinde yaşadığı toplumun izlerini taşır.Dini yorumlarken de zamanın dışında değil, içindedir.Yani kendi zamanının sözcüsüdür. Yönü geçmişe dönük olanlar aslında zaman kaydını ıskalamış olurlar. Daha vahimi dini düşünceyi orada dondurmuş olmalarıdır. Yaşadığımız fikri kısırlığın arkasında biraz da bu geçmişte kalma, bugünü geçmişle özdeşleştirme yanlışlığı vardır.
Hiç bir yazar, mütefekkir yaşadığı çağ ve muhitten azade kalamaz. Bu, dini düşüncenin, bazı alanlarda fıkhın tarihsel olduğu gerçeğini ortaya çıkarır. Zaman değişir ahkam da değişir. Bugünü kavramanın ilk prensiplerinden biri toplumun değiştiğini anlamaktır. Toplum değişiyorsa onun hayatına yön veren değerlerin açılımı da değişecektir.
Bu konuda en basit en bilinen örnek, 11. yüz yılda Gazali ve benzerlerinin siyasetle ilgili fetvalarıdır. Gazali'ye göre iktidarı zorla ele geçirenin sultanlığı meşrudur. Yönetici zalimde olsa ona itaat etmek gerekir. Bu fetvaların çıkış noktası dinden ziyade içinde yaşanılan şartlardır.Siyasi kaos ihtimalini bertaraf etmek için hak, adalet, ve özgürlük gibi değerler feda edilmiştir. Bu fetvadan yürüyerek bugüne baktığımızda bütün darbeler,dikta yönetimleri meşru hale gelir. Bugünün idraki bunu kabul eder mi? Bu ve benzer fetvaları bütün zamanların mutlak doğruları ve din diye dayatırsanız dinle sosyal değişimi, dinle bugünün zihniyetini karşı karşıya getirmiş olursunuz.Bu aynı zamanda Gazali'den bu yana hiç bir şeyin değişmediğini iddia etmek anlamına gelir. Bugün kim yaklaşık bin yılda hiç bir şeyin değişmediğini iddia edebilir? Üstelik bu fetvadan hareketle Hz. Hüseyin'in ile Yezit arasındaki mücadeleye bakıldığında Yezit meşru yönetici, Hz.Hüseyin hukuku çiğneyen bir isyancı haline gelir. Çünkü-fetvaya göre- iktidarı ele geçiren bir gasıpta olsa meşrudur.
Sorun sadece dünün gömleğini bugüne giydirmek değildir, dünden intikal eden mirasında gözden geçirilmemesidir. Özellikle hadis alanında bu gözden geçirmeyi yapmak şarttır. Nitekim son yıllarda bu alanda ciddi, verimli, iç aydınlatıcı çalışmalar yapılıyor. Çünkü Sönmez Kutlu'nun ifadesiyle," hadiselerden hadis üretilmiştir." Mevzu hadislerin yanında bazen de bütüncül bir anlayışın olmaması sahih hadisleri anlamının dışına, hatta zıddına taşırmıştır. Bu konuda Mehmet Apaydın'ın verdiği şu örnek yeterince ikna edicidir:"Kadın hükümdar olamaz, hadisi ile ilgili bir çalışma yaptım.Ümmü Kırfe diye bir kadın var,bu kadın Peygamber'in önceden gönderdiği seriyyeyi pusuya düşürüyor.Normalde kendi kabilesi ve diğer bazı çevre kabileler Hz. Peygamber'le anlaşmak üzereyken bu kadın anlaşma istemediği için çatışmayı tercih ediyor. Hz. Peygamber bunu haber aldığında,'eğer o kadını balarına geçirdilerse sonları gelmiş demektir,' diyor. Hz. Peygamber'in bu o kadına yönelik değerlendirmesi yuvarlana yuvarlana dönemin kadına bakışından da beslenerek -kadın hükümdar olamaz- şekline dönüşüyor. Bir kadınla ilgili ona münhasır bir değerlendirme bütün kadınlara şamil hale getiriliyor."(Geçmişten Günümüze İslam Düşüncesi içinde, Kuramer Yayınları, s.49) Bu ve benzeri birçok örnek göstermek mümkün.Bugün siyasi değişimin önündeki en büyük ayak bağı da budur.Bundan kurtulmanın yolu çağ idraki ile düşünmek,Sönmez Kutlu hocanın ifadesiyle,"benim aşiretim, benim partim,benim cemaatim,benim tarikatım benim ailem kavramlarından hareketle nesep asabiyeti yerine sebep asabiyeti ile düşünmektir.(Geçmişten Günümüze İslam Düşüncesi içinde,s.10)Nesep asabiyeti duygusallık,sebep asabiyeti akılcılıktır. Yani akıl ve idrakimizle her gün yeniden Müslüman olmalıyız.
Av. İrfan SÖNMEZ
Çağ idraki ile düşünmek, her gün yeniden müslüman olmak
TUNCER SÖNMEZ
"YOLUN SONU GÖRÜNÜYOR"
AHMET VURAL
HASRETİN ÇARESİ
EMRAL CÖMERT
ELZIĞ’LI OLAN HER KİŞİ BU ŞEHRİN GÖNÜLLÜ TURİZİM ELÇİSİ OLMALIDIR
VAHİT DABAK
ADALETİ ARAYANLARA VE UNUTANLARA
DR. İMBAT MUĞLU
KARS’IN DİNİ FARKLILIKLARI VE KÜLTÜREL ÇEŞİTLİLİĞİ
MUSTAFA DOĞAN
DOSTLUK KAZANDI
YAVUZ GEZER
Su Bulunacak
Av. Mehmet AYTAÇ
TUTUKLAMA: CEZA DEĞİL, İSTİSNA
MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ
MİNİK BİR YÜREKTEN BABAYA MEKTUP