Hiç bir başarı kendiliğinden gelmez. Çalışmak, çabalamak, emek vermek gerekir.
Siyasette de öyledir, halkını tanımayan, onun hassasiyetlerini bilmeyen, sorunlarına tercüman olamayanlar başarıyı yakalayamazlar. Buna vatandaşın nabzını tutmak deniliyor.
Siyasette başarı, vatandaş ne istiyor, ne ve nelerden yakınıyor gibi soruların cevabını vermekle mümkün olur. Gündemden düşen halkın nazarından da düşer.
Cumhurbaşkanlığı sistemine geçtiğimizden beri Türkiye ağır problemlerle boğuşuyor. Ülke iyi yönetilemiyor.
Siyaset bir ayrışma alanı haline geldi, Cumhurbaşkanı bir millet ve devletten çok bir partiyi temsil ediyor. CB makamı politize edilerek toplumun tamamını temsil etmekten çıkarıldı. Ekonomik kriz herkesin belini büküyor. Mülakatlarla gençler açıkça ayrımcılığa tabi tutuluyor. İktidar tarafında mevzilenmeyenlerin devlet kadrolarında kendine yer bulması neredeyse imkansız.
Emekli, asgari ücretli açlıkla boğuşuyor Dünyada hiç bir ekonomik kriz 6/7 yıl sürmez iki yıl içinde gerekli tedbirleri alır toplumu düzlüğe çıkarırsınız. Rüşvet, yolsuzluk, ehliyetsizlik hakim olunca hiç bir tedbir fayda vermiyor. Bu zihniyetle bundan sonra alınan tedbirlerin fayda vereceği de şüpheli. Belirsizliğin, umutsuzluğun, sefaletin, adaletsizliğin hakim olduğu bir toplumda muhalefetin sokakta olması gerekirdi. Vatandaşa ses ve umut olması, iktidarı doğru yönetime teşvik etmesi gerekirdi.
CHP sokakta, ama o yaralarını sarmakla meşgul. Sol siyaset her zaman toplumsal sorunlara daha duyarlı oldu. Hemen her sorunda bir sol grubu sokakta görebilirsiniz. İşte emekli eylemleri, bir tek DİSK sokakta, asgari ücret, zamlar, adaletsizlikler, kayırmacılık gibi konularda yine sol sendika/ dernek veya partiler sokağa çıkıyor. Onlarda olmasa her şeyin güllük gülistanlık olduğu sanılacak.
Peki sağ nerede? “Açım “diye çığlık atan emeklilerin sorunları, ayrımcılığa uğrayan gençler, ihale yolsuzlukları, siyasete endeksli yargı bu parti veya kurumları ilgilendirmiyor mu? Niçin bir sağ/ milliyetçi kuruluş sokağa çıkıp “yeter artık” diyemiyor. Devleti korumak her yanlışı sineye çekmek susmak mıdır? İstisnai olarak işçinin, emeklinin, madencinin, gazilerin yanına desteğe gidenler elbette var. Devişoğlu ve İYİ parti yöneticileri bunu birçok defa yaptılar.
Fakat önemli olan bu problemleri sahiplenerek yapılanlardan rahatsızlık duyup kendilerine öncü olacak kadroları bekleyen insanları harekete geçirmektir. Bunun yolu da halka gitmek, onun sıkıntılarını kitleleştirmek, bir halk hareketinin dinamosu yapmaktır. Ne yazık ki sağ siyaset bu konuda hem kör hem topaldır.
Haksızlığa göz yummak devleti sahiplenmek gibi görülmektedir. Oysa yalanı, çalanı, talanı eleştirmek, halkı sorunlara sahip çıkmaya çağırmak en büyük vatanseverliktir. Sağ bu hastalıktan kurtulmadıkça kendine bir iktidar yolu açması mümkün değildir.
Doğru siyaset; susmak değil konuşmak, seyretmek değil müdahil olmaktır.Unutmayın, halkı çöken bir ülkenin devleti de çöker.
Av. İrfan SÖNMEZ
Maç Sahada Seçim Sokakta Kazanılır
EMRAL CÖMERT
İDEAL İNSANIN DAVRANIŞI NASIL OLMALI
TUNCER SÖNMEZ
LOZAN
AHMET VURAL
ZEMBİLLEMİ İNDİN YERE EY GÜZEL ?
VAHİT DABAK
AKIL VE İNANÇ
DR. İMBAT MUĞLU
KARS’IN DİNİ FARKLILIKLARI VE KÜLTÜREL ÇEŞİTLİLİĞİ
MUSTAFA DOĞAN
DOSTLUK KAZANDI
YAVUZ GEZER
Su Bulunacak
Av. Mehmet AYTAÇ
TUTUKLAMA: CEZA DEĞİL, İSTİSNA
MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ
MİNİK BİR YÜREKTEN BABAYA MEKTUP