İpin ucu iyice kaçtı, artık yönetemiyorlar. Demokrasilerde seçimle gelmekten daha önemli olan seçimle gitmektir. Demokratlığın, halka ve iradesine saygının ölçüsü budur. Ancak tek ölçü bu değildir, yönetemeyenin sahneden çekilmesi, ülkeye daha fazla yük olmadan siyasetin önünü açması da demokratlığın, ülke ve millet sevgisinin bir gereğidir.
Bugün böyle bir şuur ve duyarlılıktan söz etmek mümkün değil.
Bütün bu yargı kararları, muhalefeti susturmaya yönelik teşebbüsler, devletin partileştirilmesi -gitmemek için- atılan adımlardır. Ama bu girişimlerin başka boyutları da var. Tom Barrack kısa bir süre önce içinde Türkiye'nin de bulunduğu ülkeler için en iyi yönetim şeklinin monarşi olduğunu söyledi. Monarşi, yani seçilmiş krallık, tek adam düzeni. Örneğini S. Arabistan, BAE gibi ülkelerde gördüğümüz halksız rejim.
Niçin halksız? çünkü seçimler, ya yargı kararları ile yahut eşitsiz, haksız rekabetle anlamsız hale getirilmiştir veya büsbütün kaldırılmış, yönetim babadan oğula devredilir tarzda dizayn edilmiştir. Böyle bir sistemde halk sadece basit bir dekor malzemesidir.
Ancak Barrack'ın bölge ülkeleri için münasip gördüğü rejim biçimi sadece- monarşiden- ibaret değil, daha önceki açıklamalarında ulus ve üniter devleti de bölge ülkeleri için uygun görmemiş, ulus devlet güçtür, gücünüzü parçalayın (vatanınızı ABD ve İsrail müdahalelerine açık hale getirin) demişti. Ne gariptir ki, ulus devletin güç ve kudret olduğunu itiraf eden Barrack'a rağmen, din kisvesi altında ulus devlet düşmanlığı yapanlar; " biz kime ve neye hizmet ediyoruz?" diyerek bir fikir muhasebesi yapmamışlar, Barrack'ın gösterdiği yoldan yürümeye devam etmişlerdir.
Son gelişmeleri, biraz da ABD'nin yıllardır adım adım uygulamaya koyduğu bu plan ve strateji çevresinde ele almak lazım. Olanları sadece bir kişinin sınırsız hırslarının tecellisi olarak okumak eksik olur. Türkiye üzerine oynanan oyunlar, asırlık planlar sahneye konuluyor. Bölücülüğü önleme adı altında PKK'ya ve onun eli kanlı liderine meşruiyet kazandırılıyor. Türkiye'nin devlet temelleri tartışmaya açılıyor. Ülkenin bütünlüğü, dil ayrışması etrafında pazarlık masasına sürülüyor. Bin yıldır aynı coğrafya ve aynı iman/kültür mihveri altında yaşayan Türklerle diğer unsurlar arasında çatlaklar oluşturuluyor. Siyasette havuç ve sopa siyaseti ile transferler yapılarak vatandaşın partilere, liderlere, topyekûn siyasete olan güveni sarsılarak, siyasetten soğutuluyor. Amaç, toplumu her türlü operasyona karşı hareketsiz, tepkisiz hale getirmek.
Bu gidiş, kimseye ülkenin geleceği adına bir umut vermiyor. Lakin çaresiz değiliz. AKP kartondan bir parti, hakka, hakikate, hukuka dayanmadığı için statiği sağlam değil. Adaleti kaybeden her şeyi kaybeder. Onun için bu kriz batağından çıkamıyor. Onun için tenakuzların pençesinde başını oradan oraya vuruyor. Halkı değil bir avuç menfaat şebekesini düşünüyor. İktidarda kalmak için halkın desteği dışında başka desteklere başvuruyor. Ve o destekler, sonunda Türk Milletine ağır bir maliyet olarak dönüyor. Çare demokrasidir, çare adalettir, çare kuvvetler ayrılığıdır, çare hukukun üstünlüğüdür, çare ABD ile aşık atanlara yol vermemektir. Çare milletin, iradesine sahip çıkmasıdır.
Not. Daha mutlu, huzurlu bayramlara ulaşmak temennisiyle bütün okuyucularımın Mübarek Kurban Bayramı’nı kutlar, milletçe kucaklaşmamıza vesile olmasını dilerim.
Av. İrfan SÖNMEZ
Çare demokrasi ve adalettir
DR. İMBAT MUĞLU
Kars’ın Sessiz İnsanları: Malakanlar
TUNCER SÖNMEZ
SİYONİSTLER
EMRAL CÖMERT
SİYONİSTLER PETROLÜN VARİLİNİ 100 DOLARIN ÜSTÜNDE TUTMAYA ÇALIŞIYORLAR
VAHİT DABAK
CHP DE MUTLAK BULDAN MESELESİ
AHMET VURAL
GÜNÜN BİRİNDE
MUSTAFA DOĞAN
DOSTLUK KAZANDI
YAVUZ GEZER
Su Bulunacak
Av. Mehmet AYTAÇ
TUTUKLAMA: CEZA DEĞİL, İSTİSNA
MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ
MİNİK BİR YÜREKTEN BABAYA MEKTUP