NİHAT İLHAN PAŞANIN GÖZYAŞLARI    

MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ

22-12-2024 21:53

24 Aralık bizim için çok önemli, önemli olduğu kadar da çok hüzünlü bir hadisenin yıl dönümüdür. Bu nedenle yıllar önce kaleme aldığım bu yazıyı bu tarihin unutulmaması, her zaman diri ve zihinlerde tutulması için her sene olduğu gibi bu senede yazıyorum.

Çünkü bazı günlerin hiç unutulmamasını ve her zaman hatıralarda tutulmasını istiyorum. Bu nedenle 24 Aralık 2008 tarihinde kaleme aldığım bu yazıyı siz değerli okurlarımla bir kere daha paylaşmak istiyorum.

İşte o yazı;

*

“İnsanlık adına insanlıktan utanılacak kadar, dünyada eşi ve benzeri olmayan, dünya durdukça o hadiseden daha onursuz, daha haysiyetsiz ve daha kişiliksiz bir olayın yaşanmayacağı bir hadisenin yıldönümü.

Yıl 1963!.. 24 Aralık’ı 25 Aralık’a bağlayan gece. Hıristiyan inanışına göre Hz. İsa’nın doğum günü, yani Noel. Hıristiyanlar o gece,  bu Noel’i kutlayacaklar; ama nasıl?

Noeller en iyi şekilde nasıl kutlanır?

Türkleri katletmekle,

Kadın, çocuk, genç, yaşlı demeden masum insanları kurşuna dizmekle, İşte o gün dünya durdukça hiçbir tarihin bu kadar onursuzca, bu kadar canavarca işlenmiş bir katliamı yazamayacağı bir katliam yapılıyor. Hiçbir insanın, hatta hatta hiçbir hayvanın yapamayacağı insanî ve merhamet duygularından uzak, hayâsızca ve alçakça bir katliam yapılıyor.

Bu katliamı, bu katliamı yaşayan bir sabır timsali insandan, bir doktor babadan, bir paşadan dinleyelim.

*

Tarih, 24 Aralık 2008…

Yer, Fırat Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi.

Protokol sırasında Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Elazığ Valisi Muammer Muşmal, Belediye Başkanı Süleyman Selmanoğlu, Doğu Akdeniz Üniversitesi rektörü Ufuk Taneri,  Yakın Doğu Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Harid Fedai, Prof.Dr. Ata Altun, Rektörümüz Feyzi Bingöl, Kıbrıs Türk Kültür Derneği Genel Başkanı Ahmet Göksan ile Kıbrıs’tan ve diğer şehirlerimizden gelen çok değerli misafirler…

Sahnede bir sabır abidesi, “Çocuklarımın yaralarını saramadım.” diyen bir cerrah, bağrı yanık bir baba ve bir asker, bir emekli paşa, Tuğgeneral Nihat İlhan.

Nihat İlhan, salonu dolduran Elazığlılara hitap ederken o koca salonda çıt çıkmıyordu. Nihat İlhan anlatıyor, anlattıkça o acı günleri yeniden yaşar gibi oluyordu. Bir ara dudakları titredi. Kelimeler boğazında düğümlendi ve o güngörmüş, savaş görmüş, acı görmüş Paşa  “Asker üşümez, asker acıkmaz, asker ağlamaz.” söylemine sadık kalmak içinde gözyaşlarını saklıyordu. Bir müddet titreşen cümlelerle sözlerine devam etmek istedi ise de daha fazla başarılı olamadı. Hiçbir zaman hiçbir güç karşısında yenilmeyen Nihat Paşa gözyaşlarına yenik düşüyor, ağlıyordu. Sadece o mu ağlıyordu? Dinleyenlerin yüzde yüzü ağlıyordu. Ben ağlıyordum, yanımdakiler ağlıyordu.

Salonda bayılanlar oluyordu.

Şayet ağlamayacaksanız Nihat Paşa’nın söylediklerine dönelim:

*

“Rumlar, Kıbrıs Türklerine karşı hunharca bir saldırı başlatmıştı.

24 Aralık akşamı Lefkoşe’nin batı kesimindeki evimizi de bastılar. Eşim Mürüvet Hanım,  birisi daha altı aylık, diğeri dört, bir diğeri ise yedi yaşında olan üç oğlunun pijamalarını giydirmiş, yatağı henüz açmıştı. Rumlar geldi… Mürüvet Hanım, kapının önündeki Rumca konuşmaları duyar duymaz, çocuklarını kaptığı gibi banyoya koştu. Oğullarını küvetin içine doldurdu; sarmaladı, bağrına bastı. O gece evde bulunan ev sahibi Hasan Efendi ile eşi Feride Nineyi tuvalete sakladı, kendisi de bir köşeye büzüldü. Feride”nin kız kardeşi beş aylık bebeği Işıl’la banyonun bir köşesine sığındı.

Evdekiler saklanmaya çalışırken kapı kırıldı, makineli tüfekler çalışmaya başladı. Rumlar çocuk, yaşlı, kadın demeden savunmasız körpecik bedenlere otomatik silahlarla ateş ettiler. Eşim üç çocuğumu banyodaki küvetin içerisine koydu. Kendisini yüzükoyun onların üzerine örtü yaptı. Rumların ellerindeki ölüm kusan otomatik silahları adeta kan kusuyordu. Çocuklarımın içerisinde olduğu küvet bir kan gölüne dönüşmüştü. Kendisini çocuklarına siper eden annenin sırtından giren yirmi yedi mermi göğsünden çıkarak kanadı altındaki yavrularının körpe bedenlerine saplanmıştı. Orada insanlık adına bir vahşet ve alçakça işlenen bir cinayet vardı.”

*

Nihat Paşa, kırk beş yıl sonra o acıları yeniden yaşar gibiydi. “Ünlü bir cerrah olmama rağmen çocuklarımın yaralarına bakamadım.” diyordu. Gözlerinden akan yaşları göstermemeye özen gösterse de başarılı olamıyordu. Konuştuğu kürsünün üzerinde bulunan bir bardak sudan bir iki yudum aldı. Belli ki su bile boğazından gitmiyordu. Salonda derin bir sessizlik vardı. Bir ara yerimden kalkıp Atatürk’ün elini öpme şerefine nail olan o koca çınarın ellerinden öpmek geldi içimden. Bir süre dinlenir gibi gözlerini tavana dikti. Belli ki yıllar öncesine, o hüzün dolu, o çile dolu yıllara gitmişti. Kendine döndü bir salona, bir salondaki pür dikkat kendisini dinleyen gözü yaşlı insanlara baktı ve sözlerine kaldığı yerden devam etti.

Dudakları titriyordu. Kelimeler cümleler titriyordu. Ağzından çıkan sözler ağlıyor, dinleyen misafirler ağlıyordu. AKM soğuk olmasına rağmen insanları ter basıyor, efkâr basıyordu. Böyle bir ayıptan insanlık ağlıyordu.  Nihat İlhan Paşa’nın gözyaşları bize bağımsızlığın, bize hürriyetin, bize Cumhuriyetin önemini o kadar güzel anlatıyordu ki!

Sözlerinin burasında bir müddet suskun kaldı Nihat Paşa. Gerilere, çok gerilere gitti. “Ben zaten biliyordum.” diyerek sözlerine devam etti:

 “Evet, ben biliyordum. Onların şehit olacaklarını görmüştüm. Hem de bir gece evvel! Karıma bir beyaz tuvalet diktirmiştik. Onu giymişti, Murat ve Kutsi’nin ellerinden tutmuştu. ‘Hakan nerede?’ diye sordum. Gökyüzünü gösterdiler. Uçuyordu. Sonra onlar da uçmaya başladılar. Beşparmak Dağlarını aştılar, Adana’ya, oradan da şimdi gömülü oldukları memleketim Elazığ’a doğru gittiler.”

*

Bu gidişi gören Şair ve Yazar Dr. Doktor Ahmet Tevfik Ozan, “Dört Güvercin, Beş Sevinç” şiirinde bakın nasıl değerlendiriyor bu mübarek olayı.

*

Dört Güvercin Beş Sevinç

*

Paşam, ne ki; can dediğin Dünya’da..

Bir bahar da yeşerecek dört çiçek!

Melekleri görmek olmaz, rüyada

Hakan, bulutları yalnız geçecek...

 

Denize kavuşmuş balıklar gibi

Çağırsan; gelecek, çıkmayacaklar!

Rüya diyeceksin, gözlerin yaşlı

Sırrını, denizin açmayacaklar...

 

Harput Kalesi’ni seyreden beyaz

Güvercin kanatlı, yalnız bulutlar..

Şehitler kervanı, içinden geçen

Rüzgârı rüyada, nurlu kanatlar...

 

Bir gün, dört güvercin; kapıyı çalar

Beş olur sevinçler, bulutlar akar..

Feza, derinlerde bir nokta olur

Harput sırtlarına o gün, nur yağar...

 

Paşam, ne ki, can dediğin dünyada

Bir baharda yeşerecek dört çiçek!

Melekleri görmek olmaz rüyada

Hakan, bulutları yalnız geçecek...

Biz de Hakan’ın bulutları yalnız geçtiğine inanıyoruz. Hakan bulutları yalnız geçecek. Çocuklarına örtü olan o mübarek annenin bedenine yirmi yedi kurşun isabet edecek. Üç yavrunun bulunduğu küvet kan gölüne dönüşecek ki bunlar Cennet’te Peygambere komşu olsunlar, 250 bin Çanakkale şehidine yoldaş olsunlar.

Bunlar olacak ki vatan olsun.

Bunlar şehit olacak ki vatan kurtulsun.

1963 Aralık ayındaki o kanlı Noel’de eşini ve üç evladını toprağa verirken “Vatan sağ olsun!” diyen Nihat İlhan Paşamın kırk beş yıl aradan sonra o acıları aynı duygularla, aynı tazelikle yeniden yaşarken ayakta dimdik duruşu bize cesaret vermiş, bu duruş bu vatanın nasıl vatan olduğunu bir kere daha gözler önüne sermişti.

Şehitlerime rahmet olsun, şehit ailelerinin başı sağ olsun.

 “VATAN SAĞOLSUN!” 

*///*

DİĞER YAZILARI MİNİK BİR YÜREKTEN BABAYA MEKTUP 01-01-1970 03:00 24 MAYIS ve 33 ŞEHİT     01-01-1970 03:00 19 MAYIS’I ANLAYABİLMEK 01-01-1970 03:00 ATATÜRK VE OSMANLI’NIN KÜLLERİ 01-01-1970 03:00 ADALET TEYZE - II - 01-01-1970 03:00 ADALET TEYZE -I-   01-01-1970 03:00 AHMET TEVFİK OZAN’IN AZİZ HATIRASINA 01-01-1970 03:00 BEKİR SITKI ERDOĞAN 01-01-1970 03:00 OSMAN BAŞ’IN ARDINDAN 01-01-1970 03:00 PALTOMUN SOL KOLU 01-01-1970 03:00 VALİMİZ SAYIN HATİPOĞLU GAZETEMİZİ ZİYARET ETTİ 01-01-1970 03:00 KONUMUZ HAZAR ŞİİR AKŞAMLARI 01-01-1970 03:00 İKİ YÜZLÜ YÜZSÜZ İNSANLAR 01-01-1970 03:00 KISA KISA 01-01-1970 03:00 HAZRETİ SÜLEYMAN VE HÜT HÜT KUŞU 01-01-1970 03:00 GENÇLİĞİM EYVAH 01-01-1970 03:00 MERDİVEN 01-01-1970 03:00 NERİMAN BETÜL ERTEM 01-01-1970 03:00 KUYRUK ACISI  01-01-1970 03:00 EYVAH Kİ EYVAH 01-01-1970 03:00 NELER GÖRDÜK, NELER DUYDUK 01-01-1970 03:00 BEKÇİ BABA BENİ NİYE DÖVDÜ? 01-01-1970 03:00 ATATÜRK’Ü ANLAYABİLMEK 01-01-1970 03:00 AKILDA KALAN ŞİİRLER 01-01-1970 03:00 ARŞİVLER YALAN SÖYLEMEZ 01-01-1970 03:00 KİTAP OKUMAYAN BİR NESİL OLDUK 01-01-1970 03:00 KORKİREM 01-01-1970 03:00 LEYLEK, CÜPPE, SAKAL VE HZ.SÜLEYMAN 01-01-1970 03:00 ADALET TEYZE -I-   01-01-1970 03:00 24  MAYIS VE 33 ŞEHİT (EN UZUN GECE) 01-01-1970 03:00 19 MAYIS’I ANLAYABİLMEK 01-01-1970 03:00 BİR MAYIS’IN ARDINDAN 01-01-1970 03:00 HAZRETİ  SÜLEYMAN  VE  HÜT HÜT KUŞU 01-01-1970 03:00 HANKENDİ’Mİ YEMEN Mİ? 01-01-1970 03:00 EYVAH Kİ EYVAH 01-01-1970 03:00 ÇANAKKALE’NİN VERDİĞİ DERS   01-01-1970 03:00 HANKENDİ’DE GÜZEL ŞEYLER OLUYOR 01-01-1970 03:00 EYVAH EYVAH 01-01-1970 03:00 BUGÜN NE YAZSAM? 01-01-1970 03:00 HAZRETİ SÜLEYMAN VE HÜT HÜT KUŞU 01-01-1970 03:00 EMEKLİ HASAN EMMİNİN PAZAR ÇANTASI 01-01-1970 03:00 MEMLEKETİM 01-01-1970 03:00 UÇTU UÇTU GENÇLİĞİM UÇTU 01-01-1970 03:00 ACILAR DENİZİNİN ACILI ŞAİRİ ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN       01-01-1970 03:00 10 OCAK ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ 01-01-1970 03:00 GÖKBAYRAĞIN GÖZYAŞI 01-01-1970 03:00 HİNDİ 01-01-1970 03:00 SARIKAMIŞ’TA O GECE 01-01-1970 03:00 BAK DOSTUM… 01-01-1970 03:00 KORKİREM 01-01-1970 03:00 BİR MİSAFİR GÖZÜYLE ELAZIĞ     01-01-1970 03:00  BİR KAÇ DALDA KISSALAR 01-01-1970 03:00 GÖNÜLLERDEKİ BELDE HANKENDİ 01-01-1970 03:00 SİZ HİÇ ZÜLFİYARE DOKUNDUNUZ MU?.. 01-01-1970 03:00 ATATÜRK’ÜM OLMASAYDI 01-01-1970 03:00 GÜZ MÜ GELDİ RENGİN SOLUK 01-01-1970 03:00 VAH Kİ VAH 01-01-1970 03:00 LEYLEK, CÜPPE, SAKAL VE HZ.SÜLEYMAN 01-01-1970 03:00 SENDE BU ENSE, ONDA BU PARA, BENDE BU YOKSULLUK  01-01-1970 03:00 SEKSEN BASAMAKLI MERDİVEN 01-01-1970 03:00 İSTANBUL’DA SAHTE DOKTOR YAKALANMIŞ 01-01-1970 03:00 HANKENDİ MAHALLESİ 01-01-1970 03:00 BİRAZDA SOHBET EDELİM 01-01-1970 03:00 OTUR “0” 01-01-1970 03:00 EKMEKTEN SUYA, SUDAN HAVAYA ZAM 01-01-1970 03:00 AA… KRAL! 01-01-1970 03:00 KURTLA KUZUNUN HİKÂYESİ  01-01-1970 03:00 İLİMLE GİDİLMEYEN YOLUN SONU HÜSRANDIR 01-01-1970 03:00 FELAKETLERE ŞÜKRETMEK 01-01-1970 03:00 SEÇİMİN ARDINDAN 01-01-1970 03:00 24 MAYIS VE 33 ŞEHİT (EN UZUN GECE) 01-01-1970 03:00 BİZ DE BUNLARI ÖZLÜYORUZ 01-01-1970 03:00 BEKRİ MUSTAFA 01-01-1970 03:00 ULVİYE SAVTUR’UN 50. SANAT YILI 01-01-1970 03:00 AHLAK OLMAYINCA OLUR MU HİÇ DİN İMAN? 01-01-1970 03:00 EMEKLİ VALİ VE ŞAİR RIZA AKDEMİR’İN AZİZ HATIRASINA  01-01-1970 03:00 RAMAZAN VE İNSAN 01-01-1970 03:00 AH, ATATÜRK AH! 01-01-1970 03:00 ÇANAKKALE RÜYASI 01-01-1970 03:00 LEYLEK, CÜPPE, SAKAL VE HZ.SÜLEYMAN 01-01-1970 03:00 ÜÇ ZARF 01-01-1970 03:00 ELAZIĞ - MALATYA 01-01-1970 03:00 TAKDİRE ŞAYAN İKİ KURUM 01-01-1970 03:00 MEMLEKETİMDEN İNSAN MANZARALARI 01-01-1970 03:00 MUSİKİMİZ VE SPORUMUZ 01-01-1970 03:00 NEDEN HEP ESKİLERİ ÖZLER OLDUK? 01-01-1970 03:00 10 OCAK ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ 01-01-1970 03:00 BİR DOSTUN KALEMİNDEN 01-01-1970 03:00 SAÇMA TARTIŞMA 01-01-1970 03:00 TAKVİMİN SON YAPRAĞI 01-01-1970 03:00 SARIKAMIŞ’TA EN UZUN GECE 01-01-1970 03:00 BÜNYESİNDE AHLAK OLMAYAN HİÇBİR ŞEY GÜZEL DEĞİLDİR 01-01-1970 03:00 ŞİİRİN EFSUNLU GÜZELLİĞİ 01-01-1970 03:00 KASTAMONULU ŞERİFE BACI DESTANI 01-01-1970 03:00 GÖKÇE (LOTOĞLU) KÖYÜ 01-01-1970 03:00 ATATÜRK ELAZIĞ’DA 01-01-1970 03:00 ON KASIMLAR 01-01-1970 03:00 ATATÜRK’ÜN SAVAŞTIĞI DÜŞMANLAR 01-01-1970 03:00 YEDİ DAĞIN HARMANI VE ÇÖLÜN KIBLE TARAFI 01-01-1970 03:00 BEN ANLAYAMADIM ANLAYANA AŞK OLSUN 01-01-1970 03:00 NAİLBEY MAHALLESİ 01-01-1970 03:00 ESKİŞEHİR’DEN BİR DEMET ŞİİR GELDİ 01-01-1970 03:00 ATATÜRK’TEN İSMET PAŞA’YA MEKTUP 01-01-1970 03:00 TAVUĞUN KIÇINDAKİ PETROL BORUSU 01-01-1970 03:00 HANKENDİ 01-01-1970 03:00 MÜJDE 01-01-1970 03:00 ADALET TEYZE -III- 01-01-1970 03:00 ADALET TEYZE -II- 01-01-1970 03:00 ADALET TEYZE -I- 01-01-1970 03:00 AĞLANACAK HALİNE GÜLEN İNSANLAR 01-01-1970 03:00