Biz yaştaki insanların önlerinde bir merdiven duruyor. Tahta desen tahta değil, metal desen metal değil. Ama uzunca bir merdiven.
İstesek de istemesek de her gün her sene çıkıyoruz birer birer bu merdivenlerden.
Ahmet Haşim üstadımız “Merdiven” başlıklı o muhteşem şiirinde bakın nasıl tarif ediyor önümüzde duran o uzunca merdiveni?
Diyor ki…
Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak...
Sular sarardı... Yüzün perde perde solmakta,
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...
Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?
Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta,
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...
Üstat Ahmet Haşim “Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden” diyor ama hiç de ağır
ağır çıkmıyoruz. Gözümüzü açıp kapayıncaya kadar bir bakıyoruz ki o merdivenin kırkıncı, bir bakıyoruz ki altmışıncı, yetmişinci basamağındayız.
Hele benim gibi o merdivenin sekseninci basamağında olanlar acaba bu dünya da ne gördü, ne yaşadı?
Bendeniz hayatı siyah beyaz bir film gibi kabul ederim. Bir film seyredersiniz çok duygulanırsınız film biter gözleriniz perde de kalır.
Öyleyse FİLM BİTTİ başlıklı şiirime de bir göz atalım.
Bir film seyrettim,
Adı “Hayat’tı.”
Film bitti, perde kapandı,
Gözüm perde de kaldı.
Okudum senaryoyu,
Yarısı var, yarısı yok.
Biz bu hayatı yaşadık,
Yaşadık kopuk, kopuk.
Oysa yeni başlamıştı,
Siyah beyaz Türk filmi.
Alışmadan gözüm perdeye,
Bir baktım film bitti.
Bir varmış, bir yokmuş
Bunun da adı “Hayat’mış,
Meğerse bu hayat
Koskoca bir yalanmış.
Yüzlerce şairlerimizin binlerce şiirlerini okudum. Ve bu şiirleri yazan şairlerin neden bu kadar karamsar olduklarını bir türlü anlayamadım.
Ülkemizin en önde gelen cennetmekân Cahit Sıtkı Tarancı’yı, Cahit Sıtkı Tarancı yapanda onun o duygusallığıdır.
Üstat OTUZBEŞ YAŞ başlıklı şiirinde henüz bu merdivenin otuz beşinci basamağında bu kadar duygu seline kapılmış iken biz yaşlardaki insanların duygusallığında sınır olmaması gerekir.
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.
İşte hayatın özeti.
Uyusan da, uyumasan da olacak, kim bilir nerde nasıl kaç yaşında, bir namazlık saltanatın olacak, taht misali o musalla taşında.
Şimdi biz bu muhteşem ve ölümsüz şairlerimizin yanında şiir ve şairliğimizden bahsetmeği kendimize zül saysak da mademki merdivenle başladık yazımıza o halde 20 Nisan 2017 tarihinde kaleme aldığım Merdiven başlıklı bir şiirimle sizlere veda edeyim.
MERDİVEN
Maziye bakıyorum, yaş destanı gibi…
Kırklarda doğmuşum,
Ellilerde okumuşum,
Altmışlarda olmaz olaydım ama…
Âşık olmuşum.
Yetmişlerde baba,
Seksenlerde kalp hastası,
Doksanlarda emekli,
Milenyum’da dede olmuşum.
Yorgun argın gelmişim
İki binli yıllara,
Doğduğuma,
Doğacağıma,
Pişman olmuşum.
Sağlıcakla kalın, şiirle kalın sevgili okurlarım.