Siz değerli okurlarıma sunmaya çalıştığım bu ibret vesikası kıssayı kaleme almadan gerçek manadaki din adamlarını tenzih ederim. Onlar her zaman ve her zeminde başımızın üzerindedirler. Onlar topluma yol gösteren, toplumu bilinçleştiren, halka iyileri ve doğruları öğreten insanlarımızdır.
Bizim muhatabımız dini siyasetine ve ticaretine göre dizayn eden yüce dinimize de büyük zararlar veren din tacirlerinedir.
Bu hakkı sahibine teslim ettikten sonra dönelim kıssamıza…
*
Baharla birlikte sıcak iklimlerden gelen bir leylek topladığı çalı çırpılarla kendisine bir yuva yapma hazırlığındadır.
O sırada elinde asası, sırtında cüppesi sakalı göbeğinde birisi oradan geçmektedir.
Leylek;
“Bu adamdan bana zarar gelmez” düşüncesiyle havalanmamaktan vaz geçerek yuvasını yapma işlemine devam eder.
Bizim sakallı;
“Allah Allah bu leylek beni görmesine rağmen uçmuyor topal mıdır nedir?...Diyerek elindeki asasını leyleğe doğru fırlatır, leylek ayağından darbe alarak gerçekten topal kalır.
Konu Hz. Süleyman’a intikal eder, Hazretti Süleyman mahkeme-i kübrayı toplayarak tarafları dinler.
Leylek:
“Efendim bu adam bana durduk yere asasını fırlattı uzan bacaklarıma isabet eden asası yaralanmama, sonucunda da topal kalmama sebep oldu ondan davacıyım” der.
Hz. Süleyman bu kez leyleği topal bırakan Hacıya döner ve…
“Neden leyleğe asasını fırlattığını ve niçin leyleği yaraladığını” sorar bu kez hacı:
“Doğru ben bu leyleğin ayağını kırdım” der.
Bunun üzerine Sultan Süleyman leyleğe dönerek…
“Sende bunun ayağını kır kısasa kısas gerekir” derse de.
Leylek kabul etmez…
“Olmaz efendim bunun ayağını kırmayalım cevabını verir.
Sebebini soran Sultan Süleyman’a derki!...
“Bunun üzerindeki cübbesini, başındaki sarığını çıkartalım. Sakalını keselim, elinden bastonunu alalım” der.
Hazreti Süleyman sebebini sorunca leylek…
“Bu adam bu kılık kıyafeti ve dış görünüşü ile herkese güven veriyor. Herkes kendisine güvendiği için tedbir almıyor, ona güven duyuyor. Bu adam bu kılıkla dolaşırsa daha çok ayaklar kırar demiş.”
Ve Sultan Süleyman leyleğin talebini kabul ederek adamın sırtındaki cübbesini, başındaki sarığını çıkartarak elindeki bastonunu almış ve sakalını da kesmiştir. Böylelikle mazlumun ahı yerde kalmamış adalet ise yerine getirilmiştir. (Alıntıdır)
*
Daha fazla söze gerek var mı sevgili okurlarım?
Günümüz Türkiye’sinde şu anda;
Üzerinde cüppesi ve sarığı çıkartılacak,
Sakalı kesilecek ve..,
Elinden bastonu alınacak yüce dinimizi siyasete ve ticarete alet eden o kadar din adamı görüntüsünde siyasetçilerimiz, bürokratlarımız, iş adamlarımız ve sıradan vatandaşlarımız var ki leyleğe hak vermemek mümkün değil.
Bu gidişat akıllara Ömer Hayyam’ın bir rubaisini getiriyor.
Ömer Hayyam diyor ki!..
*
Bir elde kadeh, bir elde Kur’an
Bir işimiz helaldir bir işimiz haram.
Şu yarım yamalak dünyada
Ne tam kâfiriz ne tam Müslüman.
*
Ne diyeyim “Allah sonumuzu hayreylesin.”
*///*