Bir ülkenin geleceği, istikbali, hürriyeti, ekonomisi ve akla gelen bütün nimetlerinin kökeninde eğitim yatar.
Ekonominiz bozuksa sağlam ekonomistleriniz yoktur demektir.
Hukukta bir arıza varsa iyi hukukçular yetiştirmiyorsunuz demektir.
Sağlıkta, sağlıklı bir teşhis yoksa hekim yetiştiremiyorsunuz demektir.
Bütün bunların sağlıklı olabilmesi için sağlam bir eğitim almanız gerekir.
Deprem, sel felaketi ve yangın gibi felaketlere mazur kaldıysanız gün gelir yenileri yapılır.
Yani yaralar sağalır.
Peki, eğitiminiz yeterli değilse, gençlerimiz tarihini, coğrafyasını ve kültürünü bilmiyorsa bunun telefasi var mıdır?
Vallahide yoktur, Billihade yoktur.
Allah korusun böyle bir cehalet bir ülkeyi yıkıma götürür.
Nitekim Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk “En büyük tehlike cehalettir görüldüğü yerde ezilmelidir” demiş miydi?
Biz yüz senedir cehaleti yenemediğimiz gibi cehaletin dal budak salmasına meydan verdik, zemin hazırladık. Adeta cahil bir toplumun yaratılması içini çaba harcadık.
Okumayan, araştırmayan, öğrenmek istemeyen bir topluma sahip olduk. Duygusuz ve gamsız bir gençlik yetiştirdik.
Bu ülkede bir prof bozuntusu utanmadan “Ben bu ülkede daha çok okumamış cahil insanların ferasetine güveniyorum, Okutma yazma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor” dememiş miydi?
Profu bu kadar cahil olan bir toplumun sonu nicedir?
Geçtiğimiz günlerde ulusal televizyonların birinde bir sokak röportajına şahit oldum.
Spiker elinde mikrofon önüne gelene “Cumhuriyetimiz kaç senesinde kuruldu?” Sorusunu yöneltiyordu. Özellikle öğrenci kesimine sorduğu bu soruya ortaokul ve lise mezunları hatta hatta üniversiteye giden öğrenciler bile bir cevap veremiyorlardı.
Onlar adına ben utandım.
Biri başka sokak röportajında “Atatürk’ün soyadı nedir” sorusuna yobazın biri “Ben ne bileyim bana Şıh Sait’in soyadını sorun söyleyeyim” demesi ne kadar cahil ve yobaz bir nesil yetiştirdiğimizin ispatı gibiydi.
Unutmayalım dört kıtada at süren Osmanlı’yı da yobazlık ve cehalet yıkmıştı.
Osmanlı matbaayı dört yüz sene sonra ülkesine getirdi.
Kocaman bir dört yüz sene dünyada olup bitenlerden, gelişmelerden, yeniliklerden ve reformlardan haberi olmadı. Bütün icatlara “Gavur icadı” diyerek karşı çıktı.
Bunun sonucu Avrupa reform üstüne reformlar yaparken Osmanlı yerinde saydı.
Mustafa Kemal Atatürk gibi ileri görüşlü bir dünya liderini Yüce Rabbim bizlere nasip etmeseydi Osmanlının küllerinden yeni bir devlet kurulamazdı.
Ben Cumhuriyetimizin kuruluşunu, Atatürk’ün soyadını, Mehmet Akif’i bilmeyen, Çanakkale’yi, Dumlupınar’ı, Sakarya’yı öğrenmeyen gençlerimizi gördüğümde beynimde şimşekler çakıyor.
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk bu gençlere mi emanet etmişti ülkemizin geleceğini? Demekten kendimi alamıyorum.
Ey vah ki eyvah demekten başka da bir çare bulamıyorum.
Bu gençlerimizin bazıları cumhuriyetimizin kuruluş tarihini “Bilmiyorum” derken bazıları 1938 cevabını veriyor, bazıları da 1919 cevabını veriyordu.
Onlara 1938 ve 1919 tarihlerinde ne oldu deseniz eminim o tarihlerinden ne manaya geldiğini bilemezler.
Çünkü bu ülkede bir magazin gençliği yetişiyor ve biz bu durumu seyretmekten öteye bir adım adım atamıyoruz.
Öğrenmeyen, araştırmayan, bilmeyen ama sakallı bir nesil yetiştirdik.
Bu ayıp eğitimcilere, akademisyenlere, idarecilerimize yeter de artar bile.
Dediğim gibi her derdin,
Her sorunun, her yoksulluğun zamanla bir çaresi bulunur ama cehaletin çaresi bulunmaz. Nitekim yüz senedir biz bu cehalete bir çare bulmadık.
Onun için başta milli eğitim bakanlığı olmak üzere hükümetimizin bütün katmanlarının, yazılı ve görsel basınımızın, anne ve babaların eğitimle ilgili programlar yapması ve eğitime destek vermeleri gerekiyor.
Televizyonlarda “Kim kiminle yatmış, kim kimi aldatmış gibi yüz kızartıcı programlar yapacağına eğitim ve öğretimle ilgili programlar yapsınlar.
RTÜK sabah akşam yalan üreteceğine televizyon programlarındaki rezil ve utandırıcı gidişata bir el atsın.
Saçma sapan yemek tarifleri yapacaklarına tencerede bilim ve ilim kaynatsınlar.
Yoksa vallahide gidişatımız çok kötüdür Billahi de.
Sekizinci sınıfa giden bir öğrencinin Cumhuriyetin kuruluşunu bilmemesi sadece onun ayıbı ve kusuru değildir.
O çocukları okutan öğrenmenler ve o çocukların ana babalarıdır.
Bu çocuklar AKP’nin Milli Eğitimi, eğitim kurumu olmaktan çıkardığı bir dönemde dünyaya geldiler. Bunlar o dönemin çocuklarıdır.
AKP hükümetinin kurulduğu tarihte dünyaya gelen çocuklar bu gün 22 yaşındadır.
Dolayısıyla bu çocukların vebali tümüyle AKP’ye aittir.
Son yıllarda üniversite sınavlarında “0” çeken yüz binler oldu.
Ne yazık ki eğitimin başındakiler bu feci duruma el atmadılar.
Neden üniversite sınavlarında gençlerimiz bu kadar zayıf kalıyor sorusunu araştırmadılar.
Neden bu ülkede 22 senede onlarca milli eğitim bakanı değişti?
Her gelen Milli Eğitim Bakanı kafasına göre bir müfredat hazırladı.
Hele son milli eğitim bakanının evlere şenlik müfredatı gençlerimizi bilim ve fenden uzak bir şekilde yönlendirmeye yönelikti.
“Saldım çayıra Mevla’m kayıra” formatıyla ne eğitim ne bilim ne de ilim olur.
Cemaatlerle, tarikatlarla, Şıhlarla müritlerle idare edilen her ülkenin sonu hüsran olmuştur. Sefalet olmuştur, kaos olmuştur, yıkım olmuştur,
Onun için eğitimimizi okullarımızda ve herkese eşit şekilde bir programla yapmalıyız.
Biz bu cehaleti ancak veli, öğretmen ve öğrenci iş birliği ile yenebiliriz kanaatindeyim.
Çocuklarımıza boş zamanlarından Türk ve Dünya Klasiklerini okutmalıyız.
Türk büyüklerini, yazar ve şairlerini tanıtmalıyız.
Tarihini, medeniyetini ve kültürünü yaşatmalıyız.
Yoksa bu ülke işte o zaman Destici’nin dediği gibi bir Suriye olur, İran olur, Irak olur, Filistin olur.
Bundan da hiç kimsenin şüphesi olmasın.
Sonuna da eklemek isterim ki; Mine Doğan kızım doğum günün kutlu, geleceğin umutlu, yaşantın mutlu olsun. Rabbim yüzünü güldürsün. Nice sağlıklı ve huzurlu yıllara inşallah.