Üsküdar'da Belediye başkanlığı beklendiği gibi el değiştirdi, halkın seçtiği partinin yerine halkın seçmediği partinin adayı Belediye başkanı oldu.
Başka türlü olması zaten mümkün değildi, araya önce yargı girdi üç belediye meclis üyesi gözaltına alındı, ardından CHP'li dört meclis üyesi AKP'ye geçti, böylece meclis çoğunluğu değişti ve seçimi AKP adayı aldı.
Buna da demokrasi diyorlar.
Muhalefet belediyelerine yapılan operasyonlardan sonra bazı belediyelerin ayak oyunları ve yargı müdahaleleriyle ile el değiştirmesi her kalıba konulabilir ama demokrasi ve hukuka asla. Demokrasilerde esas aktör halktır, onun iradesinin belirleyici olmasıdır. Bu operasyonların hangisinde halk var, hangisi sandıkta çıkan iradeyi yansıtıyor?
Bu yeni bir durum değil, bu Brezilya'da da denendi. Emekli bir büyükelçi okurumun Brezilya örneğini büyük bir vukufla anlattığı yazısını özetleyerek sunmak istiyorum:
Brezilya'da yargı Operasyonunu 2014 yılında savcı Sergio Moro başlattı, tarihe Lava Jato-Araba Yıkama Operasyonu-olarak geçen operasyonun görünen amacı yolsuzlukla mücadeleydi, ama aslında bu siyasetin yeni bir savaş biçimiydi, gerçek hedef, siyaseti dizayn etmek, yargı yoluyla iktidarı belirlemekti.
Önce devletin petrol devi Petrobras hedef alındı. Ardından dalga dalga büyütülen soruşturma Brezilya'nın en popüler siyasetçisi Luiz İnacio Lula da Silva'ya kadar uzandı. Savcı Moro'nun, Silva ile ilgili bulabildiği tek şey, evinin tadilat masraflarını bir müteahite ödettirdiği iddiasıydı. Deliller zayıf ve ikna edici olmaktan uzaktı, ama Silva'nın önünün kesilmesi gerekiyordu. Delil yoksa medya ve manşetler vardı, propaganda makinesi devreye girdi, tek sesli medya Silva'yı suçlu ilan etti. Çünkü 2018 seçimlerine gelindiğinde Silva açık ara öndeydi. Mahkeme kararıyla aday olması engellendi, hapse atıldı, böylece seçimi Trump'ın Latin Amerika'daki gözdesi Bolsonaro kazanması sağlandı. Operasyon başarıya ulaşmış, ABD'nin haz etmediği Silva yargı yoluyla devre dışı bırakılmıştı.
Sonra ne oldu?
Yargıdaki bu çürümeye rağmen Brezilya'da hala vicdanını kaybetmemiş hakimler vardı. Brezilya Yüksek Mahkemesi yargı kararını iptal etti. Gerekçesi; kararı veren mahkemenin yetkisiz, yargıçların taraflı olması ve adil yargılanma hakkının ihlaliydi. Kısacası adalet adına yapılan her şey adaletsizdi.Ama geç kalınmış, Silva 508 gün hapis yatmış, ülkenin kaderi değişmişti. Bu,"Lawfare'in" el kitabıydı.Tank yok, cop yok,ama sonuç aynıydı.Bir lider sandıkta değil, yargıdan saf dışı bırakılmıştı.
Amerikalı general Charles Dunalp'ın kavramsallaştırdığı "Lawfare," hukuku silah olarak kullanmak anlamına geliyor. Brezilya'da bu uygulanmış, başarıya ulaşmıştı. Artık darbeler üniformayla değil cübbeyle yapılıyordu, muhtıraların yerine iddianameler devreye giriyordu. Her şey hukuka uygun gibi görünüyordu. Üstelik bu yol daha maliyetsiz ve daha kestirmeydi.
Brezilya örneği modern çağın en sinsi darbesi olarak kodlandı. Sandık açık kaldı ama seçmen iradesi kapatıldı.Yargı ve yasalar adalet için değil ,iktidarı dizayn için çalıştı. O gün Brezilya'da yaşanan, bugün birçok ülkede yankılanıyor.
Lawfare, tankların sustuğu yerde hakimlerin konuştuğu darbedir.Ve darbelerin en tehlikelisidir...Çünkü hem adaleti yıkmakta hem de halk hala demokraside yaşadığını sanmaktadır.