Denetimsizlik ve despotizm, İktidarları yozlaştıran, toplumları çürüten nedenlerin başında gelir.
Demokrasiler, çok katmanlı denetim mekanizmalarıyla bunu önlemeye çalışırlar. Her katman, kendinden önceki merhalelerin kararlarını süzerek muhtemel zararlarını azaltmaya çalışır. Böyle böyle kuvveden fiile geçinceye kadar alınan kararlar budanmış, rendelenmiş olur.
Tarihe bakınız, birçok felaketin arkasında denetimsizlik ve istişaresizlik vardır. Tek adam yönetimleri bir bakıma denetim mekanizmalarının devre dışı bırakıldığı rejimler demektir.Bu, "bir numara bensem, benim üzerimde hiç bir yasa veya akıl olamaz, ben danışacak kişi değil danışılacak kişiyim,"anlamına gelir.
Osmanlı'nın Birinci Dünya savaşına girişini hatırlayın.Almanlarla ittifak görüşmeleri hem halktan hem meclisten gizlenmiş, üst düzey görüşmeler yalnızca Sultan Reşat,Sadrazam Sait Halim Paşa,Meclis-i Mebusan Başkanı Halil Menteşe,Dahiliye Nazırı Talat Paşa ve Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın bilgisi dahilinde yapılmıştır. Hükümet üyelerinin çoğunun bile görüşmelerden haberi olmamıştır. İttifak anlaşması 2 Ağustos 1914'te Wangenheim ile Sadrazam Sait Halim Paşa arasında yine gizlice imzalanmıştır. Oysa dönemin kanunları ve anayasa gereği bu görüşmelerden bakanlar kurulu ve meclisin haberdar olması, ittifak ve savaş kararının yine bu makam ve kurumlar tarafından alınması gerekirdi.Kararı alanlar ne yasaları ne de ilgili kurumları takmıştır. Bu kararın maliyeti,milyonlarca kilometrekare toprak kaybı ve yine yüz binlerce şehit olmuştur.
Türkiye'nin de taraf olduğu "Mekke Ortak Savunma Anlaşması" 7 Ağustos 2026'da imzalandı. Anlaşmaya göre taraf devletler, (S.Arabistan, Türkiye ve Pakistan') kendilerine yönelik saldırılara birlikte karşı koyacaklar. Anlaşmadan Türk kamuoyu ancak imzalandığında haberdar oldu.Meclis veya Bakanlar kurulunda(CB Sekreteryası) anlaşma tartışılmadığı gibi onlar da imzalar atıldığında anlaşmanın varlığını öğrendiler. Anlaşmadan, imzayı atandan başka haberi olan bir başka kişi muhtemelen Trump hariç- kimsenin haberi yoktu.Nitekim Trump'ın övgüleri anlaşmanın kim veya kimleri memnun ettiğini gösteriyordu. Şunu unutmamak lazım, Trump demek yüzde elli Netenyahu demektir, Netenyahu demek de yüzde elli Trump demektir. Madalyonun bir tarafı Trump'sa bir tarafı da Netenyahu'dur. İkisi birlikte Filistin'in katilidir.Trump, Sn Erdoğan'ı övüyor diye Filistinde dökülen kanları unutalım mı? Bu belirleme benim açımdan Trump'ın övgülerine nasıl baktığımın da ifadesidir.
Ülkeler ortak tehditler karşısında ittifaklar geliştirebilirler. Bunda karşılıklılık, ortak menfaat esastır.Eğer bu Hussi'lere,İran güdümlü kışkırtmalarına dönük bir ittifaksa, bu tehdidin Türkiye veya Pakistan'la ilgili bir boyutu yoktur.Hussiler son yıllarda S.Arabistan'la birlikte daha çok İsrail'i hedef aldılar.Bu durumda Hussiler etkisizleştirildiğinde hangi devlet korunmuş olacaktır,Arabistan mı,İsrail mi?
Ortada dinle temellendirilecek bir ittifak yok. S.Arabistan'ın son yıllarda Türkiye'ye karşı tutumu hiç dostça değildi. Suriye'de bir PKK devletinin kurulmasını destekleyen ülkelerden biri de S.Arabistan. İttifaklar ortak menfaatler için kurulur,vatan çocuklarını birilerinin kirli saltanatına meze yapmak için değil. Halktan gizlenen,devlet aygıtı içinde süzgeçten geçirilmeyen her teşebbüs sonunda büyük maliyetlere neden oluyor. Madem bedelini halk ödüyor, bu tip kararların akibetini de halkın rıza ve onayı belirlemelidir. Saltanat sürmeyi bilen, savaşmayı da öğrenmelidir. Kimse kanını canını başkalarının saltanatı, sefahatı için kurban edemez.Kanla döviz takas edilemez!