PKK ve türevleri yıllardır-anayasal statü” istediklerini söylüyorlar.
Bunun anlamı, devleti kuran halk olarak anayasaya geçmektir. Devlet iki kuruculu olunca kurucuların devlet üzerindeki tasarrufu da eşitlenecektir. İki ayrı kol, iki ayrı çizgi, kısacası devlet içinde iki ayrı departman.
Bu, şu sonuçlara sebep olur:
-Ben devlet kurucusuyum, senin dilin resmi dilse benimki de resmi dil olacak.
-Senin bayrağın varsa benim de bayrağım olacak.
-Sen yönetiyorsan, ben de –kendimi sahibi ilan ettiğim- topraklarda yöneteceğim.(Özerklik)
-Yönettiğim yerde istediğimi yaparım, bana karışamazsın, aramızda hiyerarşik bir ilişki yoktur. Tepem atarsa çeker giderim.
-Anayasal bir belgede beni halk olarak tanıdığın için self-determinasyon hakkım vardır, artık beni engelleyemezsin.
İki halklı veya Apo’nun iki sütunlu devlet ifadesinin mahiyeti budur.
Bu yeni bir şey değil, Kıbrıs’ta 1960 Anayasa’sı ile denendi, Türklerle Rumlara devlet kurumlarında ayrı ayrı kotalar verildi, iki toplumu birleştireceği sanılan uygulama iki toplumu iyice ayırdı. Rum saldırganlığı, yüzlerce Türkün hayatını kaybetmesine, Kıbrıs’ın bölünmesine yol açtı.
Çekoslavakya da Çek ve Slovaklardan oluşan iki kolonlu bir devletti. Sovyetler yıkıldıktan sonra bu iki toplum evliliklerine son vererek boşandı, her topluluk kendi bölgesinin hakimi ve devleti oldu. Demokrasi, özgürlük iki toplumu bir arada tutmaya, yapıştırmaya yetmedi. Hani “ Demokratik Cumhuriyet” diyorlar ya. Demokrasiden kasıtları, entegrasyon veya toplumu bütünleştirmek değil, toplumların ayrışmasını zorlaştıran engellerin ortadan kaldırılmasıdır. Sadece şu gerçek bile –bizi nereye götürmek istediklerini- açıklamaya kafidir. Kuzey Irak bölgesel yönetimi hiç kendini, Kürt-Türk-Arap bölgesel yönetimi olarak tanımlıyor mu? Orada Kürdistan diyenler, burada Türk-Kürt-Arap federasyonu diyor. Kuzey Irak’ın belli bölgelerinde de Araplar, Türkmenler var, ama yönetimin adı Kürdistan Bölgesel Yönetimidir. Açıkça bir ulus devlet yapılanmasıdır bu! Orada ulus devlete itiraz etmeyenler burada ulus devleti dağıtmaya, ülkeyi bir kabile ve aşiretler federasyonu haline getirmeye çalışıyorlar.
Anayasaların öznesi etnik gruplar, aşiretler değil, birey yani vatandaştır. Kişiler etnik aidiyetleri ile değil bireysel varlıkları ile anayasaların muhatabı olurlar. Etnikçi bir anayasa toplumsal bağları etnik mensubiyetler üzerinden kurar, bunun sonu da toplumun etnik kimlikleri üzerinden birbirinden kopması, herkesin kendi klanına dönmesi, aynı coğrafyada farklı etnik gruplara karşı bir sorumluluk duymamasıdır. Birbirine kapanan toplumları kimse bir arada tutamaz. Katalanlar bir dönem İspanya ile savaşa gitmeyi reddetmişler, biz İspanya veya İspanyol değiliz, dolayısıyla onların savaşı bizi ilgilendirmez demişlerdi. Biz de öyle mi olalım?
PKK ve bileşenlerinin çıkardığı gürültü, konjonktürden kaynaklanan kışkırtmalar bazılarını etkilemiş gözüküyor. Anayasayı bölmek devleti bölmektir. Dili bölmek toplumu bölmektir. Ortak bir dil yoksa birbirini anlayan bir halk da yoktur. PKK ve türevlerinin çıkardığı gürültü kimseyi korkutmamalıdır. Tek dil, tek devlet, tek bayrak, tek milletten vazgeçmek 106 yıl sonra Sevr’e dönmektir.