Çerçeve yasa imzaya açıldı, ilk imzayı da Bahçeli attı.
Dünyanın her yerinde milli devletin teminatı milliyetçilik ve milliyetçilerdir. İlk imzayı ona attırarak milli devletin temeline ilk darbeyi vurdular. Bu hamle ile milliyetçiler nezdinde bir meşruiyet oluşturmaya çalışıyorlarsa; yanılıyorlar.
Bahçeli eşittir milliyetçilik hiç olmadı, hatta Bahçeli ile milliyetçilik hiç bir arada da olmadı.Bahçeli dönemi MHP tabanı için 29 yıllık bir uyku dönemidir. Bu kadar uzun süre süren bir uyku olur mu? Maalesef oluyormuş. Milliyetçilik adına neyi savundularsa hepsini tek tek yuttular, geriye sadece Erdoğan'a kayıtsız şartsız bir sadakat kaldı.
Mesele sadece PKK affı değil, en başta pazarlık yok diye millete yalan söylendi. Hatırlayın Clinton'ın Monica Lewisky ile ilişkisi ortaya çıktığında,Clinton bu skandaldan değil yalan söylemek ve adaleti engellemekten yargılandı.Çünkü halka yalan söylemek ABD yasalarına göre seks skandalından daha ağır bir suçtu.Kongrede üçte iki çoğunluk sağlanamadığı için Clinton azledilmekten kurtuldu. Ama büyük yara aldı.
Kamuyu ilgilendiren konular toplumdan gizlenmez ve yalan söylenmez. Süreç başladığından beri yalanlarla yürüyor, bırakınız vatandaşı milletvekilleri bile önlerine neyin geleceğini, getirileceğini bilmiyor.
İkincisi, afla başlayan sürecin nereye evrileceğinin tahmin edilememesidir. Apo çerçeve yasanın bir kapıyı aralayacağını söyleyerek, bu aralıktan başka düzenlemelerinde yapılacağını ima ediyor. İşte asıl düşündürücü olan bundan sonra neyin geleceğidir. PKK ve bileşenlerin ne istediğini biliyoruz:
Eşit vatandaşlık, ana dilde eğitim, Apo ve Kürtlere statü, özerklik(nitekim iki defa özerklik ilan etmişlerdi) gibi şeyler istiyorlar. Ne yazık ki, bu taleplerin neredeyse tamamını programına alan Yeni Parti'de savunuyor. Eşit vatandaşlığı, ana dilde eğitimi, yerel yönetimlerin idari ve mali özerkliklerini sağlayacaklarını taahhüt ediyorlar. Sorunun çözümü olarak gördükleri bu vaatlerin hepsi etnik ayrışmayı siyasi ayrışmaya götüren vaatler. Benzer vaatleri 2015 seçimlerinde 63 maddelik bir bildiri ile AKP'de yapmıştı.
Pervin Buldan, onun için iki de bir parmak sallayarak," bak bize yaptığınız vaatleri söylerim" diyordu.Bu vaatlerden herhangi birinin gerçekleşmesi, o ülkenin hukuki olmasa da defacto bölünmesidir. Anayasanın 10. maddesi her vatandaşın eşit olduğunu vurguluyor zaten. Bu maddeye rağmen eşitlik vurgusu yapmak bu başlık altında başka bir eşitlikten bahsetmektir. İstenen, anayasa etnik eşitliği koymaktır.
Bu yapıldığı takdirde her etnik grup -etnilerin eşitliğinden hareketle- sen kendi dilinle eğitim yapıyorsan ben de kendi dilimde yapacağım, sen kendini yönetiyorsan ben de kendimi yöneteceğim(Özyönetim), senin bayrağın varsa benim de bayrağım olacak, senin ordun varsa benim de askerim olacak, sen okul müfredatlarını kendin yapıyorsan ben de okul müfredatımı kendim yapacağım, senin polis teşkilatın varsa benim de polis teşkilatım olacak diyecek..Etnik eşitlik bu imkanı sağlıyor çünkü.
Yani o ülkede ne kadar etnik grup varsa o kadar eğitim dili, o kadar özyönetim, o kadar bayrak...Bu listeyi daha da uzatabiliriz. Böyle bir ülkede artık bir birlikten, bütünlükten söz edilebilir mi? Bunu hiç bir ülkenin siyasetçisi kendi ülkesine yapmaz.Müstevliler bile buna cesaret edemez.Ama bugün bunları DEMP sözcüleri bunlarda şunlarda olacak diyerek rahatlıkla söyleyebiliyor. Bu taleplerden herhangi birine yol verilmesinin ülkenin birliği açısından sonuçları çok vahim ve yıkıcı olur:
Diğer taraftan, süreç boyunca Apo bilinçli olarak parlatıldı. Önder Apo, kurucu Apo, sayın Apo, filozof Apo, vs. Bu ifadelerle alternatif, paralel bir siyasi merkez oluşturuluyor. Bilerek veya bilmeyerek etnik farklılık, siyasi ayrışmaya götürülüyor. Aynı ülkede iki ayrı siyasi güç odağının olması demek, farklılıkları kavuşturmak yerine aralarına duvar örmek ve bölünmeyi derinleştirmek demektir.
Şu soruyu herkesin kendine sorması gerekir, bu DEMP milletvekilleri anayasaya mı bağlılık duyuyorlar, yoksa Apo denen eli kanlı katile mi? Meşru otoriteye bağlıdırlar diyebilir misiniz? Apo şişirilerek devlete bağlılık yerine ona bağlılık teşvik edildi. Süreçle bu ayrışma meşrulaştırılıyor. Demokratik bir ülkede yetkisini yasalardan almayan,kanunlara değil,teröristlere bağlılık duyanlar meclise sokulmaz.Kime biat etmişlerse onun yanına gönderilirler.Bizi meyus eden de budur, bu siyaset tarzının bizi nereye götüreceğini bilmiyoruz.Bugün gördüklerimize bakarak yarın görebileceklerimizle ilgili umutlu olamıyoruz.Bu kadar yaşanmışlıktan sonra kime nasıl güveneceğiz?