Adına kısaca “Çerçeve Yasa” denilen, Milli Dayanışma Ve Bütünleşmenin Güçlendirilmesine dair Kanun,” meclisten geçti.
Bunun gerçekten mili dayanışmayı güçlendirip güçlendirmeyeceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. Çekincelerimi daha önce yazdım, bu aşamadan sonra temennim adına uygun sonuçlara vesile olmasıdır.
Ancak –bütünleşmek- için öncelikle herkesin buna uygun bir dil kullanması gerekir. Zehirli, kışkırtıcı, tehdit dolu bir dil yasanın içeriği ne olursa olsun beklenen amaca hizmet etmez.
AKP sözcüsü Ömer Çelik birkaç gün önce; sürece karşı olanları “üsluplarına dikkat etmeleri” için uyarmıştı. Üslup uyarısı yapan Çelik’in üslubu, bir ilkokul öğretmeninin çocukları uyarmasına benzeyen bir üsluptu.. Halbuki, bu ikazın PKK’nın meclisteki uzantılarını yapılması gerekirdi.
Daha dün DEM Parti Eş genel Başkanı Hatimoğlu; ” süreçte kırılmalar yaşanırsa her yer Gazze’ye döner,” dedi. Bu ifadeyi bu yılın Ocak ayında da kullanmıştı. Bu sözün tefsire ihtiyacı yok: Ya sürecin icaplarını yerine getirirsiniz, ya da memleket Gazze gibi olur.
Peki bunu kim yapacak?
Tabi ki, terör örgütü. Bu zehirli dil ile bir ülkede birlik- beraberlik sağlanır mı? DEMP’in böyle bir derdi olduğuna da inanmıyorum. Ayrılıkçı hareketler toplumu birleştirecek adımlardan rahatsız olurlar. Onların hedefi mümkün olduğu kadar toplumu ayrıştırmak veya bu yönde düzenlemeler yapılmasını sağlamaktır. Yani bunların “barış” dediği de aslında bölünmeye giden yolu açmaktır. Talepleri dikkatle takip edildiğinde iki toplum arasına sınırlar koymak istedikleri kolayca anlaşılır. Ne yazık ki, mecliste bazıları evet vererek, bazıları da kenara çekilip, “buyurun dükkan sizin” diyerek çekimser kalarak buna destek vermiştir.
Kandil’den gelen açıklamalar da benzer mahiyette. Duran Kalkan; ”Öcalan’ın fiziki özgürlüğü ve serbestçe çalışma koşulları sağlanmadan gündemdeki yasal düzenlemelerin ve pratik adımların uygulanamayacağını ve bir anlam ifade etmeyeceğini” söyledi. Yani “bu yetmez, kendi kendinize gelin güvey olmayın,” diyor. PKK’lıların hepsini dışarı çıkarsanız dahi bu taleplerin ardı -arkası kesilmeyecektir. DEMP’lilerin “bu bir başlangıç, bu Kürt Sorununun çözümü anlamına gelmiyor,” şeklindeki sözleri, bu hamurun daha çok su kaldıracağını gösteriyor.
Hatimoğlu’nun “ bir kırılma yaşanırsa “ diye başlayan sözleri aslında bir kırılma izlenimi taşıdığı anlamına geliyor. Bu yasa, barışa hizmet eden bir yasa değil. Milletvekillerinin, “partim dinimdir, liderim peygamberim,” diyenler hariç, çoğunun içine sinmediğini düşünüyorum. Kendilerini yasal güvenceye almak için düzenlemeye konulan 10. Madde, bu korku ve inançsızlığın ifadesidir. Yapılan iş millet hayrına ise bu korku niçin?
Bu süreçler hep etnik ayrılıkçılara yaradı. İlk çözüm süreci, oyu yüzde 6’yı geçmeyen bölücü partiyi yüzde 13’lere kadar çıkardı. Bu hafta süper Lig başlıyor. Diyarbakır’ı Amedspor temsil edecek. Bu takım ilk çözüm sürecinde,2014 yılında Amedspor adını aldı. Amaç, İspanya’da Katalanları temsil eden Barselona’da olduğu gibi sporu bir kimlikleştirme ve ayrışma aracı olarak kullanmak. Stadyumlarda Amedspor’a yönelik her ayrıştırıcı slogan buna hizmet eder. Birkaç gün önce gözaltına alınan bir tribün lideri,”Apo’ya özgürlük” diye bağırıyordu. Oysa bu kişi tam tersi bir duruşla biliniyor. Yani karşıt gibi görünen sloganların çoğu tam tersi amaçlara hizmet eder. Lig başlamadan tribün liderlerinin, bağlantıları, güvenlik soruşturmaları titizlikle yapılmalıdır. Her “kahrolsun” sloganı bizi aldatmamalıdır.