Ortaya çıkan her hukuksuzluk, her skandal birkaç kurban verilerek kapatılıyor.
Fon soygununda da aynı yol izleniyor. Birkaç tutuklama ile üstünü örtmeye,iktidara yönelen eleştiri ve suçlamaları savuşturmaya çalışıyorlar.
Oysa yara çok derin, birkaç sivri sineği yok etmekle bu iş bitmiyor, daha da büyüyor. Çünkü sistem olduğu yerde duruyor, çünkü yolsuzluk üreten siyaset tarzı devam ediyor. Bataklık durdukça sivri sinekler üremeye, çoğalmaya devam edecektir.
Bugüne kadar iktidar veya partisi ile ilişkilendirilen hangi yolsuzluğun üzerine gidilebildi?
17/25 Aralık bir milat olabilirdi, kumpas denilerek kapatıldı.Onca görüntü, onca tape, onca delil yok sayıldı. Fakat yargı kapatmış olsa da o dosya maşeri vicdanda hala açık, kapatacak adil bir yargıyı bekliyor.
Erenköy cemaati, bir bildiri yayınlayarak," fon krizinin bir kaza olmadığını, göz yumma ve kayırmacılığın sonucu olduğunu," söyledi. Kayırmacılık veya göz yumma bilinçli bir yol vermeyi ifade eder.Bu, doğru bir tespit ve hepiniz oradaydınız,bazılarınız yaparak, bazılarınız kol kanat gererek bu işin müsebbibi oldunuz demek.
Fakat bu açıklama çok gecikmiş bir açıklama.Çünkü bu soygun yeni değil, üstelik gizlisi saklısı da kalmamıştı.Herkes köre, sağıra yatmayı tercih etti.Çuvala sığmayan o kadar mızrak var ki,ipin ucundan bir tutsanız AKP diye bir parti kalmayacak.Sadece şu sorunun cevabı sistemin nasıl işlediğini göstermeye kafi.Kamu ihalelerine bakın (özellikle deprem sonrası TOKİ) kaç tanesi ihale edildikten birkaç saat veya birkaç gün sonra milyonluk, milyarlık karlarla devredilmiş? Kaç tanesinde eski/yeni milletvekillerinin,AKP uzantılarının şirketi veya yakını var? Diyelim ki, bugün on milyara bir ihale alıyorsunuz, elinizi soğuk suya sokmadan bir iki gün içinde ihalenin boyutuna göre, milyonlar alıp işi başka bir firmaya devrediyorsunuz.Bu işin bir cephesi, bir de ihalelerin nasıl alındığı var. Sistem helal-haram demeden yandaşı zengin etme, doyurma üzerine kurulmuş.AKP'ye sahip çıkanların çoğu ondan nemalanan, beslenen çevreler. Düşünün ki,Fon vurgununda adı geçen Fatma Betül Sayan'ın kardeşi Ayşe Hilal Sayan Finlandiya Büyükelçisi olarak atandı, kimi kime şikayet edeceksiniz? Cüret ve cesaretlerini bu kollama ve kayırma siyasetinden alıyorlar.
Yıllar önce bir hastanenin mahkum servisinde yatıyordum. 15-20 adli tutuklu da var. Bir gün bir tutuklu geldi, küçük bir çocuğa tecavüz etmiş. Tutuklular gelenin suçunu öğrenir öğrenmez üzerine çullandılar,yüzünü gözünü şişirdiler. Bir süre sonra doktor viziteye geldi, tutuklunun yüzünü, gözünü görünce "oğlum bir saat önce sana poliklinikte bakmıştım, bu yüzünün- gözünün hali ne, kim yaptı bunu sana?" Tecavüzcü vatandaş sağına soluna baktı, bunlar yaptı dese biraz sonra doktor gidecek aynı akibetle bir daha karşılaşacak, belki daha fazla dövülecek,doktora döndü;"Efendim beni masa vurdu, sandalye vurdu, duvarlar vurdu,"dedi.
Herkes neyin nereden kaynaklandığını biliyor ama bizi masa vurdu, sandalye vurdu diyerek esas sorumlu veya sorumluların etrafında dolanmayı tercih ediyor.Bizi masa, sandalye vurmadı, vuran belli. Bu siyaset tarzı sürdükçe bu soygunlar devam edecektir.