Ne adına ve kim tarafından yapılırsa yapılsın her türlü darbe gayri meşrudur. Darbeden taraf olmak, hukuksuzluktan, adaletsizlikten,tebalaşmaktan yana olmaktır. Darbeci, milleti ve onun iradesini tanımadığını ilan etmektedir.
Bugün 15 Temmuz, yalan medyası demokrasiyi güçlendirmek, hukukun üstünlüğünü savunmak yerine her yıl olduğu gibi Erdoğan'ın saltanatını güçlendirmek ve onu yüceltmeyi tercih edecek, yani bir nevi iman tazeleyecektir.
Oysa doğru olan darbelerin arkasındaki zihniyeti irdelemek ve bir daha olmaması için gerekli hukuki ve toplumsal tedbirleri almaktır.
Ne yazık ki, bu yapılmadı, tam tersine darbe Erdoğan için "Allah'ın lütfü" oldu, kişisel iktidarını güçlendirmek, toplumsal iradeyi zayıflatmak için kullanıldı. Darbe tehdidi ve korkusu ile toplum birçok anti demokratik yasaya ikna edildi. Bugün uluslararası kamuoyunda Türkiye'nin gittikçe otokrasiye kayan bir ülke olarak görülmesinin sebebi budur.
15 Temmuz olmasaydı muhtemelen Türkiye CB sistemine geçmeyecekti. Buna CB sistemi demek de aslında mümkün değil. Dünyada örneği olmayan, CB danışmanı Şükrü Karaca'nın ifadesiyle: Erdoğan'ın şahsına münhasır, onun hırslarına göre tanzim edilen bir sistem. Hukukun değil -tek adamın- iradesinin üstün olduğu, denetlenemediği bir sistem. Ve böyle olduğu için de bu sistem binlerce on binlerce kurban üretti.
Darbelere karşı olmak her türlü hukuksuzluğa, adaletsizliğe razı olmak anlamına gelmez. 15 Temmuz soruşturmaları bu psikoloji yürütüldü, iktidar için tehlike ifade eden herkes veya her yapı darbe çuvalına doldurularak tasfiye edildi. Bunun son örneği CHP davalarıdır. Sistemin tek adama verdiği sınırsız güç CHP davalarının en önemli sebebidir. Çünkü sistem bütün gücü tek adamda toplamış ve onu yaşadıkça aynı konumda tutmak üzerine kurgulanmıştır. Onun konumunu tehdit eden her güç, her parti, her oluşum o denetlenemeyen gücün muhatabı ve muhtemel kurbanıdır.
15 Temmuz, Türk demokrasisi için bir milat olabilirdi: sistemin açıklarını kapatarak, siyaseti tarikatlar, cemaatler üzerinden yürütmek yerine, tek tek vatandaşlar üzerinden yürüterek, hukukun üstünlüğünü sağlayarak bu yapılabilirdi. Yapılmadı, aynı hatalar 15 Temmuz dersine rağmen tekrar edildi. Gülen cemaatini büyüten bu iktidardı. 2012 Aralık'ına kadar yapılan her icraat sevabı günahı ile AKP ve bu yapıya aitti. Ancak tek hesap veren Fethullahçılar oldu. Beraber yediler, beraber içtiler ama yaptıklarının sorumluluğunu beraber paylaşmadılar.AKP'de bu tarihe kadar işlenen suçların failidir ve hukuk avdet ettiğinde mutlaka bunun hesabını vermelidir.
Ders alınmadı dedim, bugün yine her bakanlığa ayrı bir tarikat veya cemaat çökmüş durumda. Devletin gücüyle büyüyen her yapı sonunda "devlete rağmen" pozisyonuna geçer. Devlete değil kendine çalışmaya başlar. Kendi varlığını tehdit altında gördüğünde her türlü hukuk içi veya dışı çareye baş vurabilir.Bunu yaşayanların bunu bir defa daha yaşamamak için daha temkinli ve tedbirli davranmaları gerekirdi. Öyle olmadı. Fert fert hangi gruba mensup olursa olsun herkes devlette görev alabilir almalıdır. Ama grup ve cemaat olarak kurumlar, bakanlıklar bölüştürülemez.Tek bir grubun eline geçen kurumlar millete değil o grup veya gruplara hizmet eder.
Sözün özü, darbe bahanesi ile on yıldır Türkiye -darbe şartlarında- yönetiliyor. Her hukuksuzluk darbe ile meşrulaştırılıyor.Suç işlesin işlemesin,insanlar siyasi pozisyonlarına göre cezalandırılıyor. Darbe, hukuksuzluğun, demokrasiden uzaklaşmanın gerekçesi, meşrulaştırıcısı olamaz. Tam tersine daha çok hukuk, daha çok demokrasi, daha çok insan merkezli siyasetin dinamosu olmalıdır. Fethullahçılar devletleşme aşamasına gelmişlerdi, tasfiye edildiler. On yıl geçtikten sonra daha hala bunun üstünde tepinmek,darbeyi başka başka emellere alet etmektir.