Fikirler değişmeden eylemler değişmez. Temel sorunlarımızdan biri zihniyet sorunudur. Dünün aklıyla bugünün sorunlarını çözmeye, Demirel'in ifadesiyle, "dünün güneşi ile bugünün çamaşırını kurutmaya çalışıyoruz." Bedenimiz bugünde aklımız dünde.
İslam dünyası asırlarca monarşi ile yönetildi. Sultan veya kral her şeydi. Kanun oydu, yasa oydu, mahkeme oydu, mülkün sahibi oydu. İrade sadece onundu. Hatta din bile oydu. Ona uymak ibadet, ona başkaldırmak en büyük günahtı. Din ile devlet ikizdi, din sultanın sayesinde vardı. O yoksa din de yoktu.
Teba ise fikirsiz, idraksiz,iradesiz bir yığındı, tek görevi vardı, sultana itaat.Her şeyin odak noktası sultan'dı.
20.yüz yıla girerken yeni bir sisteme geçildi, cumhuriyetle birlikte halk siklet merkezi oldu. Demokrasi ile birey öne çıktı. Bunun anlamı birlikte yönetimdi, vatandaşın yönetimde söz sahibi olması, kendi kaderini tayin etmesiydi. Ancak binlerce yıllık geleneklerin, alışkanlıkların terk edilmesi kolay değildi. Vatandaş bir türlü teba psikolojisinden kurtulamadı. Partiler kurulunca sultanların yerini yeni sultanlar aldı. Vatandaş liderlere tıpkı asırlar öncesinde olduğu üzere yine dine bağlanır gibi bağlandı.Bu defa onlar için kavga vermeye başladı.
Eskiden tek olan kralın yerine sayısız krallar geçti. Ama o psikoloji hiç değişmedi. İnsanlar hala yeni krallar için dövüşüyor, onlar için çatışıyor, onların etrafında sadakat halkaları oluşturuyor. Herkes kendi kralını göklere çıkarıyor. Kimse onların eşitler arasında birinci olduğunu görmüyor. Makam olarak farklılık, insan olarak eşitliğin önüne geçiyor, insanlar bilerek isteyerek kendini köleleştiriyor, marabalığı kabulleniyor. Onun için bu ülkeye bir türlü demokrasi gelmiyor. Gücü ele geçiren sultasını kuruyor, kendini erişilmez bir mevkie yerleştiriyor.
Tom Barrack: "Size demokrasi değil, monarşi lazım" derken işte bu sosyolojiye bakarak konuşuyor. Çünkü vatandaş kendi eliyle yaptığı helvaya put diye taparken, putları da kendilerini insanlarla eşit olmayan bir mevkide görüyor.Otoriterleşmenin yolunu açan da bu hiyerarşik ve tepeden bakış tarzı. Eğer eşitliğe inanmıyor, böyle bir şuura malik değilseniz üstün olanın iradesine teslim olmaktan başka yol kalmaz. O belirleyen, tabi olanlar belirlenen olur. Oysa İslam insanları,hem insani açıdan hem hukuk karşısında da eşit görür. Dünyevi anlamda insanlar arasında ast ve üst ayrımı kabul etmez. Demokrasi de aslında bir efendiler-köleler düzeni değil eşitler nizamıdır.
Barrack, bunu siyasetle toplumu örtüştürmek için yapmıyor. Asırlar önce Batı toplumlarında da durum farklı değildi. İnsanlık acı tecrübelerden sonra krala karşı halkı koydu,güçleri paylaştırdı, tiranlaşmaya yatkın gücü güçle durdurdu. Denge ve denetim mekanizmaları kurdu. Yönetenler yönetilenlerle eşitlenince insanlar arasında yukarıdan aşağıya bir hiyerarşi kurma ve dikta kurma yolu kapandı.Lakin bu Türkiye'de bir türlü başarılamadı, yasalar yeni krallar ihdas etmek için yapıldı. CHP niye kurultay'a gidemiyor?çünkü bütün delegeler istese de lider evet demedikçe kurultay yapılamıyor.Siyasi partiler kanunu ve parti tüzükleri buna göre yapılmış.Lider her şey, geriye kalanlar hiç bir şey. Tarihte kalması gereken bu zihniyet hala varlığını sürdürüyor.Krallıklar öldü fakat krallar yaşıyor.Barrack, cüretini biraz da bundan alıyor;"Sürü olmaya devam edin ki, sizi rahat güdelim," diyor. Monarşilerde, insanlar monarkın/liderin dini üzerineydi. Demokrasilerde liderler toplumun dini(fikri) üzerinedir.Bu zihniyet dönüşümünü gerçekleştiremediğimiz için gücü ele geçirenler kısa zamanda despotlaşıyor. Güç, en mazbut insanları bile pençesine alıp canavarlaştırabiliyor.Bu zihniyet dönüşümünü gerçekleştirmek zorundayız. Aksi takdirde bir gün Barrack'ın özlediği Türkiye ile karşı karşıya kalabilir, kralı yönetenlerin sömürgesi haline gelebiliriz.