Ankara Bölge Adliye Mahkemesi CHP kongresi ile ilgili butlan kararı verdi.
On beş gündür medyada, butlan kararı verileceği konuşuluyordu. Önce toplumu medya üzerinden hazırladılar, sonra da kararı ilan ettiler. Çünkü böyle bir -alıştırma, hazmettirme- aşaması olmasa kararın yaratacağı şokun daha derin olacağını, ekonomik maliyetinin yükseleceğini biliyorlardı.
Butlan, TDK'ya göre, "batıl olma, hükümsüz ve geçersiz olma" gibi anlamlara geliyor. Hukuk literatüründe ise bir işlemin geçersiz olmasını ifade ediyor. İstinaf kararı ile CHP'nin 38. kongresi geçersiz sayıldı. Bu, kongre öncesi hale dönmek demek. Yani CHP,Kılıçdaroğlu ve o dönemki ekibine teslim edilecek. Kılıçdaraoğlu'nun kulağına kar suyu kaçırılmış olacak ki, kararın açıklanmasından bir gün önce kameraların karşısına geçerek bir açıklama yaptı, kendince CHP tabanını bu karara hazırlamaya çalıştı. Amaç,Erdoğan'ın ihtiraslarına hizmet edecek bir muhalefet yaratmak. İdam Sehpasındaki CHP'ye son tekmeyi vurma görevi de Kılıçdaroğlu'na verildi. Bunda başarılı olurlar mı? bunu zaman gösterecek, ama daha milletten kopuk bir yönetim anlayışının bizi beklediği söylenebilir.
Öncelikle şunun bilinmesi gerekir, Parti kongrelerini denetleme görevi illerde İl-ilçe seçim kurullarına ülke genelinde Yüksek Seçim kuruluna aittir. YSK kararları yargı denetimi dışında olup kesindir. Başka hiç bir merci bu kararlar üzerinde tasarrufta bulunamaz.
Kağıt üstünde böyledir ama özellikle CB sistemine geçildiği tarihten beri artık kurumların hiç bir kararı hiç bir anlam ifade etmiyor. Hiç bir karar kesinlik taşımıyor. Bir kararın kesin hüküm ifade etmesi ancak -tek adamın- onayına, siyasi ikbaline uygun düşmesine bağlı. Nitekim, bir anayasa hükmü olmasına rağmen birçok AİHM ve AYM kararı uygulanmadı. Erdoğan'ın " tanımıyorum" dediği birçok AYM kararı var.
Keyfiliğin hukukun üstüne çıkığı bir yerde artık hukuktan, adaletten söz edilemez. Önce CB referandumunda YSK, kanunları çiğnedi, mühürsüz oy pusulalarını yasaya rağmen geçerli saydı. Aslında YSK'nın o kararı batıl ve CB referandumu keenlemyekün, yani yok hükmündedir. Ardından bu yol oldu, AYM-AİHM kararlarını tanımayan mahkemeler çıktı, hatta Yargıtay, AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu.
Hukukun, yasanın bir şey ifade etmediği yerde artık gerçek bir devletten söz edilemez. Çünkü devlet hukuk için vardır, vatandaşın güvenliğini, emniyetini sağlamak için vardır.Bugün hiç kimse bir hukuk güvenliğinin varlığından söz edemez.
Mesele CHP değildir, bazıları bilinçli olarak adalet arayışı yönündeki yazıları, gayretleri hemen ya CHP ile yahut Fethullahçılık ile ilişkilendiriyor. Eskiden üçüncü bir ayak daha vardı, PKK'da, bu suçlayarak susturma projesinin bir parçasıydı. Apo ve DEMP ile -halvete- girildiğinden beri bunu bıraktılar. İki amaçları vardı; bir:demokratik talepleri bastırmak, toplumu PKK/Fethullahçılık tehdidi ile anti demokratik yasalara ikna etmek, iki; DEMP oyları üzerinden Erdoğan'ın kişisel hedeflerine ulaşmasını sağlamak. Ölçü şu: " İster hırsız, ister rüşvetçi, ister PKK'lı ol yine de gel, yeter ki, bizim amaçlarımıza hizmet et." Veya "AKP'yi öv istersen Türkiye'ye söv."
İstinafın bu kararıyla otoriterleşme, hukuksuzlaşma daha doğrusu kuralsızlığın kural halini alması yeni bir aşamaya gelmiştir. Cezalandırılan CHP değil, top yekün Türk milletidir. Yara alan hukuktur, demokrasidir, vatandaşın seçme hakkıdır. Yargı, bu kararı ile kendi kendinin butlanını ilan etmiştir.