Son dönemde kamuoyunda en çok tartışılan konuların başında tutuklama kararları geliyor. Oysa tutuklama, bir ceza değil; ancak zorunlu hâllerde başvurulması gereken istisnai bir koruma tedbiridir. Anayasa ve Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre kişinin özgürlüğü, yalnızca ölçülülük ilkesine uygun şekilde sınırlandırılabilir.
Hukuk devletinde asıl olan, bireyin özgürlük içinde yargılanmasıdır. Kaçma şüphesi ya da delilleri karartma ihtimali, soyut değerlendirmelerle değil; somut olgularla ortaya konulmalıdır. Aksi hâlde tutuklama, yargılamadan önce verilmiş fiilî bir cezaya dönüşür.
Masumiyet karinesi, adalet sisteminin temel taşıdır. Bu ilkenin zedelendiği her uygulama, yalnızca bireyin değil, toplumun da yargıya olan güvenini sarsar. Hukukun gücü, sertliğinde değil; ölçülülüğünde, gerekçesinde ve adalet duygusunu koruyabilmesinde yatar.